Hakikat Tercüme İstemez
Millet-Devlet düşmanlığında tedavisi imkânsız hale gelenlere, maddi-manevi çarelerin pek tesir ettiği söylenemez.
Bu tür hastalar ne büyük bir faciaya müptela olduklarını bilemedikleri gibi bilseler de inanmadıklarından “milletin ve devletin” ne demek olduğunu idrak edemezlermiş.
Ülkesinin dağına, taşına, ovasına, bağına, bahçesine, köyüne, kasabasına, şehrine, kadınına, erkeğine, dinine, diyanetine, milli değerlerine dost olamayan insanlara ne marazlı oldukları söylenebilir ne de memleketin ve milletin hakikatleri anlatılabilirmiş.
¥
“Dost” denilince akla rahmetli Fethi Gemuhluoğlu’nun dostluk üzerine irticalen söyledikleri gelir. Gemuhluoğlu, “dostluk” üzerine ifadelerini şöyle yola koyar.
“İnsana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, ormana, ağaca, kurda, kuşa dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücuduna dost olmak, komşuya dost olmak gerekir”.
Evet, bir insanın bu sayılanlara ve nice dile gelmeyenlere dost olabilmesi için, öncelikle kâinatın yaratıcısı olan Allah’a, sonra da kendisine dost olması şarttır.
Allah’a dost olamayanlar ile dost gibi gözüküp, münafıklık edenlerin, insanlara ve yaşadıkları topraklara dost olmaları mümkün değildir.
Böyleleri içine düştükleri girdaplardan çıkabilme adına, toplumda sürekli terör ve benzeri eylemleri gerçekleştirir veya destekçisi olurlar.
Bu kesimler, özlerinde hakikat düşmanıdırlar, düşmanlıklarını da iftiralarla, yalanlarla, dedikodularla bezeyerek, kendilerini ve bağlılarını aldatırlar.
¥
Normal her insan, amentüsünün gereği bu millete ve devlete dost olur ve sahiplenir. Çünkü üzerinde yaşadığı toprakların, İslam toprakları olduğuna inanarak hareket eder.
Yine rahmetli Gemuhluoğlu der ki;
“Biz Osmanlı’dan kalan halk, kendimizi gözden geçirelim. Biz İ’lâ-yi Kelimetullah üzere, Allah’ın vazifelendirdiği halkın devamıyız.
Osmanoğlu, bu efsanevî Osmanoğlu. Bu İ’lâ-yi Kelimetullah üzere halkedilmiş olan Osmanoğlu…
İ’lâ-yi Kelimetullah kendisine verilmiş olan Osmanoğlu ve alınmamış olan Osmanoğlu... Verilmiş de alınmış değil; buna bilhassa işaret ederim.
Aklımızı başımıza devşirelim; bu emanet onlara verilmiş fakat alınmamıştır. Bunu gönlünüze nakşediniz. Bu emanet verilmiştir, alınmamıştır”.
Evet, inşaallah kıyamete kadar da bu emanet topraklarımızda kalacaktır. Zaten içimizdeki taşeronlarıyla yedi düvelin düşmanlığı da bu emanete değil midir?
¥
Osmanlı medeniyeti, istikbale söylenecek sözünü, görebilen ve idrak edebilenlere gösterilecek istikamet vadesini her türlü şerait altında devam ettirecektir.
İslam medeniyetinin havzasında, “Her şey insan için” görüşü hâkimdir. Bu hakikatin tercümeye ihtiyacı yoktur. Tercüme isteyenler hakikate düşman olanlardır.
Bu hususta ısrar edenlerin, müthiş bir benlik ve bencillikle kuşatılmış olduğu ve “Batılılaşma” narına yandıkları söylenir.
İslam dairesine “iman” ederek girmiş insanların önceliği; “Mahkeme-i Kübra’da hesap verme” inancı içerisinde “kul” olabilmektir.
Velhasıl; hesap gününe inanmayanlarla dünyada iken “para ve hizmet karşılığı”, kendilerini “kurtuluşa ermiş” sayanlara bu hakikatler tercüme edilemez.







