--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Haçlı Batının Önündeki Engel Biziz

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

İnsanoğlunun kendisine bedelsiz armağan edilen fıtratı ve ruhunun uyumu sayesinde ürettiği en özgün değer, kendi oluşturduğu medeniyetidir.

Her kavmin, binlerce yahut milyonlarca yıl içerisinde ürettiği ve muhafaza ettiği medeniyeti, kaderinin yol haritasıdır.

Medeniyet fikrinin öncü ismi İslâm âlimi büyük düşünür Farabi der ki; “İnsanoğlunun amacı, yaratılmış olmanın gereğini yerine getirerek, dünyasını ve ahiretini mamur etmektir.

Kargaşa ve düzensizlik içerisinde olmak yahut düzensizliğe destek vermek, yaratılmış olmanın gereklerine karşı savaşmak demektir”.

İşte günümüzdeki tüm problemlerin başında bu mesele gelmektedir.

İyi, doğru, güzel olan ne varsa, tüm bu nimetleri öteleyerek; isyan, şirk, ihanet ve benzeri kötülüklerde bulunmak, yaratıcıdan yaratılmışa verilen armağanları inkârdan başka bir şey değildir.

İyilerle kötülerin, Müslümanlarla münafıkların, kâfirlerle Müminlerin mücadelesi bu yüzden sürmektedir.

Bilgelerimiz der ki; “Bir millet, ne şekilde hayat biçimi tasavvur ediyorsa, ruhu da ona göre şekillenir”.

İnsanlar, ruh ve akıl ikramını ya kötü emellerde veya hayırlı işlerde kullanır. Her ikisinin de “olumlu-olumsuz” bedelini ödemeyi göze alıp, sonuçlarına katlanır.

Burası çok önemlidir. Biz Müslümanlar bilir ve inanırız ki, bedenimiz toprağa gark olacak, ruhumuz Allah’a ulaşacaktır.

Allah’ın emanet olarak verdiği ruhun hesabı da sorulacağına göre, akıl ve ruhun ortaklığına dikkat etmeli ve bu ortakları birbirinden ayırmadan dünyamızı mamur kılmalıyız.

Hıristiyanlık ve benzeri inançların dışında bizim medeniyetimizin bir dünya görüşü vardır ve temelini Kur’an ile Hadis oluşturmaktadır.

Haliyle medeniyetimize özgü değerlerimiz, hayat düsturlarımızı belirler ve medeniyet şuurumuzun oluşmasını sağlar.

Dünya ve ahiret dengesini oluşturacak olan işte bu şuurdur. Bu şuur kaybolduğu vakit, dirlik ve birlik dinamizmimizi kaybeder, haliyle hedefimizi şaşırırız.

Şaşırmanın sonucunda, önce fert fert, sonra toplum olarak tükenişin faturasını ağır şekilde öderiz. Allah göstermesin, tüm düşman çevrelerin istediği de bu sondur.

“Allah göstermesin” ifadesini açalım. 

Bizim medeniyetimizden kopuşumuz Tanzimat’la başlayıp, Cumhuriyetle hız kazandıysa da tarihin çok hızlı seyreden yaklaşık iki yüz yılı, Hilal ve Haç kavgasıyla geçti.

Haçlı zihniyetliler, 14 asırlık bir medeniyeti kökünden kazımak istediler ve her şeyi yıkıp geçmek istediler. Halen de vazgeçmiş değiller.

Cennet mekân II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle yetinmeyen iç ve dış güçler, Balkanlar’da yaktıkları ateşle, Birinci Cihan Harbi’yle gök ve yeri cehenneme çevirseler de topraklarımızda Hilal’in dalgalanmasını durduramadılar.

Şunu iyi anlamak gerekiyor. Bu kavga sürüyor. Batı kendisi tükenirken, doğu toplumlarını da yani sömürdüğü ve sömüremediği Müslüman halkları da arkasından sürüklemek istiyor.

Ezcümle:

Haçlı sömürgeciliğinin önündeki en büyük engel dünya Müslümanlarının umudu olan Türkiye’dir. Hamdolsun! 

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle