Gafletin Bedeli Hüsrandır
İnsan hayatının normal akışı içerisinde gafil avlanmalar olabilir. İnsana mahsus bir haldir. Bir kere düşer, iki kere düşer ama üçüncüsünde avlanmaz.
Böyle desek de siyasi tarihimiz içerisinde maalesef bugüne kadar pek çok defa gafil avlandığımız vakidir ve ders çıkarmamışızdır.
Siyaset maskeli çevreler, kişisel çıkarları adına nefislerini tatminden öte gitmeyen; “makam, mevki, şan, şöhret, para” ile bunların getirdiği tüm çirkinliklere sahip olmak için bilerek ve isteyerek gaflet ettiklerinden sonları hüsranla bitmiştir.
•
Gafletin en büyüğünü, siyasette görmekteyiz.
Vatana, millete, bayrağa, devlete, dine dair zerre bağlılığı olmayan fakat kendilerine siyasetçi süsü veren nice kimselerin gözünü gafletleri kör etmiş vaziyette.
Hem öyle kör etmiş ki, akıllarını örten nefisleri yüzünden düştükleri gaflet kuyusuna sadece kendilerini ve çevrelerini değil, bütün bir toplumu sürüklemeden çekinmiyorlar.
Elbet böylelerinin zararı kendilerine ve inananlarına-takipçilerine olmayacaktır.
Son pişmanlığın fayda etmediği önemli kayıplardan birisi de aklı devre dışı bırakan kinin, kişiyi gaflete sürüklemesidir. Kin şeytanın en büyük silahlarındandır çünkü.
Siyaset bir öfke ve kin duyma, yayma, uygulama sahası değildir. Siyaset, yönetime ve yönetilenlere insan odaklı bakma erdemliliğidir.
Bunun için siyaset insanı erdemli, ahlaklı, inançlı, toplumunu kucaklayan, devletini ve milletini koruyan, kollayan, halkın değer yargılarıyla barışık ve onlarla gülüp, onlarla ağlayan “edepli insan” işidir. Bu anlayıştaki bir siyasetçi, asla gaflet dağında eşkıyalık etmez.
•
Millet-devlet bütünlüğümüzü mayalayan değerlerimiz üzerinde, yerli-yabancı taarruzların, geçmişten bugüne neden sürdüğünü anlatmak için yeri gelmişken Rus lider zalim Lenin’in bir tespitini paylaşmak isterim.
Şöyle diyor Lenin:
-“Her millet komünist olabilir. Ancak Müslümanları komünist yapamazsınız. Onun için de evvela bu milleti dinlerinden soğutmak, ellerinden imanlarını almak lazımdır”. (Kölelikten Efendiliğe Samiha Ayverdi. S.76)
Şimdi de aynı eserden aklını kin ve öfkeden uzak tutan tarihçi Will Durant’ın ifadelerini derç edelim:
-“Kur’an, ondört asır boyunca milyonlarca insanın hafızasını süslemiş, hayalini coşturmuş, karakterini düzenlemiş, hatta şuur ve idrakini saygı ile ürperttirmiştir.
Ruhlara, dünyada mevcut imanların en saf en açık olanını, dini merasim bakımından da en sadesini getirmiştir.
Bilhassa putperestlik ve papazlıkla asla alakası olmayan bir tarzı temin eylemiştir.
Kur’an’daki ilahi vahiy, müminlerin manevi ve fikri seviyelerini yükseltmiş, içtimai birliklerini ve cemiyet nizamını tanzim etmiş, beden sağlığı esaslarını öğretmiş, yalancılığı, zulmü, adaletsizliği sindirmiş, esaret şartlarını asgariye indirmiş, fakirin ve yoksulun elinden tutup yükseltmiştir”.
•
Ezcümle, merhume Samiha Ayverdi’den gelsin:
“Bir milleti, ekmeksizlik değil, gayesizlik öldürür. İslam’ın gayesi “İ’la-yı Kelimetullah” olduğu müddetçe, kurduğu tevhid ağı ile kıtaları birbirine bağlamakta zorluk çekmemiştir, çekmeyecektir”.







