--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Fetih Kutlamalarının Sınırı

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

İstanbul’un fethi, bir savaş sonucunda bir şehrin fethi değil. Bir medeniyetin inşası ve yaşamasının teminatıdır.

İstanbul’un fethinin yani İslam medeniyeti inşasının ilk müjdesi, Medine’den verilmiştir. Müjde Hadis-i Şerifi bilmeyenimiz yoktur.

Hadis-i Şerifin dile gelmesinin sebebi bir avuç topraktır. Bu meseleyi Turgut Güler “Fatihname” adlı eserinde şöyle anlatır:

“Hz. Peygamber zamanında, Ayasofya’nın kubbesinde bir çatlak oluşur. Bizans mimar ve ustaları, bildikleri her yolu denemelerine rağmen, bu çatlağı bir türlü kapatamazlar.

Sahabeyle, açık havada sohbet esnasında iken, İslam Peygamberine Bizans’ın elçileri gelir ve Ayasofya kubbesinin halini anlatıp, kendisinden yardım isterler.

Hz. Muhammed (s.a.v.) önündeki topraktan bir avuç alıp tükürüğü ile karıştırır ve Bizans elçilerine; ‘Bu harcı o çatlağa sürün’ der.

Sahabenin, bir kilise kubbesi için bu yardımı niye yaptığını sorması üzerine de, o, meşhur ‘Fetih Hadis-i Şerifini’ dile getirir:

‘İstanbul, bir gün mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel (kutlu) kumandan, onun askeri, ne güzel (kutlu) askerdir’.

Evet, bu hadiseye inanmak için öncelikle Müslümanca ve insanca bir kimyaya sahip olmayı, ardından güçlü bir aidiyet hissiyle bu toprakları vatan bilip, milletimizin değer yargılarıyla barışmayı gerektirir.

Tabi, İstanbul’un fethine ve gayesine inanmayanların, Hadis-i Şerife ve anlatılan hadiseye inanmasını da beklemiyoruz. Geçelim.

1453 senesi, dünya ve insanlık tarihinin bir dönüm noktasıdır. “Çağ açan çağ kapatan Fetih ve Fatih” sözü, hamaset olsun diye söylenmemiştir.

İstanbul’un fethi, maddi bir coğrafyadan ziyade, manevi bir coğrafyanın fethidir. Manevi coğrafyanın sınırları, doğudan batıya bütün bir dünyayı kapsar.

Bugün içimizde ve dışımızda dönen binbir çeşit sıcak ve soğuk Bizans entrikalarının ana hedefi, İstanbul’un maddi ve manevi olarak “İslam” ana gövdeli şemsiyesinden kurtarılma mücadelesidir.

Çünkü İstanbul halen hem Hıristiyan âleminin, hem İslam âleminin gözbebeği ve kızılelmasıdır.

Öyle görünüyor ki, İstanbul’un bir İslam beldesi ve İslam dünyasının nirengi noktası olması, Haçlı zihniyeti tarafından hâlâ hazmedilememiştir. Geçelim.

Bu yıl ki, fetih kutlamalarını herkes bir şekilde izledi. İyi niyetle yapılmış işin kötüsü olmaz ama fethin sınırlarını biraz geniş tutmak lazım.

Bilindiği gibi İstanbul’un fethinin müjdesi Medine’den verilmiştir. Ankara’dan ise kimin kimle fethedeceği söylenmiştir.

İstanbul’un fethi, aynı zamanda haç dikilen mabetlere, hilal dikilmesidir. Fethin yol haritası temsili olarak belki şöyle anlatılmalıdır.

Önümüzdeki yıl fetih kutlamalarından önce Medine-i Münevvere’den yola çıkan bir “Osmanlı Bayrağı”, sırasıyla Ankara’da Hacı Bayram Hz.’lerine, Göynük’te Akşemseddin Hz.’lerine, Bursa Muradiye’de II. Murad’a, oradan Gelibolu üzerinden Edirne’ye ve nihayet İstanbul’a Fatih’in türbesine gelerek Cumhurbaşkanına teslim edilmelidir.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle