Fârâbî’ye Göre Yönetici ve Nitelikleri
Dün İnsan Yayınlarından çıkan ve Fârâbî’yi anlatan kitaptan söz etmiştik. Bugün de biraz kitabın içeriğinden söz edelim.
Eserde makalesi olan hocalardan Prof. Dr. Kasım Turhan, “Yönetici ve Nitelikleri” başlıklı yazısında şunları kaydetmektedir. Özetleyelim:
“Yönetilenleri yasada belirtilen ve sonunda mutlu olacakları erdemli bir hayata sevk edecek yöneticinin, en azından onu yönetilenlerden farklı kılan bazı nitelikleri olmalıdır. Bu nitelikler şöyle sıralanabilir:
Yönetici daima itidal (iffet) üzere bulunmalıdır. Yiğit olmalıdır. Alçak gönüllü olmalıdır. Kuvvetli bir zekâ ve anlayışa sahip olmalıdır. Yönetici sevgi ve öfkesini açıkça belirtmelidir.
Yöneticinin siyasetteki ilk amacı, şehir halkına behimi iyilikleri kazandırmak ve onlardan kötülüğü uzaklaştırmak olmalıdır. Bundan sonra insani iyilikleri kazandırması gerekir ki, bunlar iffet, şecaat, hikmet ve bunların hepsine şamil olan adalettir. Bilmelidir ki, insani iyiliklerin kazanılmasındaki amaç da ilahi iyilikleri kazanmaktır”.
•
Fârâbî’nin; “Siyaset Felsefesinde Ahlakın Yeri ve Önemi” başlıklı makalede ise Kemal Sözen şunları söylemektedir:
“O siyaset felsefesini temellendirirken, ahlaki ilke ve erdemlere dayalı bir yöntem izlemiştir. Fârâbî, siyasi alan ile ahlak arasında bağlantı kurmak suretiyle erdemli bir toplum modeli tasavvur etmiştir.
Dolayısıyla insanın nihai gayesi olan en yüce mutluluk (es-saâdetü’l-kusva) seviyesine ulaşabilmesi için erdemli bir yaşantı sürmesi gerekir ki, bu da sadece siyasi birlik içinde kazanılabilmesi mümkün olan bir durumdur.
Zira Fârâbî’ye göre mutluluğun elde edilebilmesi yararlı olan iradi eylemlere, yani erdemli fiillere ağlıdır. Mutluluğa engel teşkil eden hususlar ise kötü eylemlerdir. Bu bakımdan Fârâbî’nin düşünce yapısında siyaset, ahlaki bir karakter taşımaktadır.
Siyasi lider konumundaki kimse ise ahlaki bir model olarak tasavvur edilmektedir. Çünkü Fârâbî, ideal bir devlet başkanının nitelikleri arasında ahlaki vasıflara da yer vererek onların önemini vurgulamıştır”.
•
Evet, söz konusu medeniyet olunca, vicdan ve amentü sahibi her insan kabul eder ki, dünya insanlığına örnek olacak medeniyet, Doğu’dan Batı’ya hemen her toplum ve önderlerinin kabul ettiği Selçuklu-Osmanlı medeniyetidir.
Bu hususta Sezai Karakoç’un tespitlerine yer verelim. Merhum Karakoç, medeniyeti inanç ve ahlak nizamıyla donanmış bir sistem olarak tarif eder.
Bir milletin maddî ve manevî varlığına ait üstün değerlerini, fikir ve sanat hayatındaki keşiflerini; ilim-teknik-sanayi sahalarındaki gelişmelerin bütününü kapsayan ve adına medeniyet denilen kavramın kökeninin İslam olduğunu söyler.
Ezcümle Sezai Karakoç’tan:
Batı’nın en büyük dramı, kendisi dışında kalan insanlığa kendisini hiçbir zaman sevdirememiş olmasıdır. Dolayısıyla kendisinden önce gelmiş diğer medeniyetlerden temel farkı da bu antipati ve cevapsızlıklarıdır.
İslâm medeniyeti, insanüstü âlemin de katıldığı, mukaddesler ülkesinin sığınağıdır. İyilik ve huzur medeniyetidir”.







