Ezansız Yıllar
Bu hafta tanıtacağımız eser, tarih kitaplarına girmeyen ama girmesi ve unutulmaması gereken çok hayati bir meselenin, -belge roman- diliyle anlatıldığı bir kitap.
“Ezansız Yıllar” isimli eserin alt başlığı “Türkçe Ezan Zulmü” adını taşıyor. “Mihrabad Yayınlarından çıkmış. Yazarı İrfan Söyler.
Ezansız Yıllar, 18 sene sürse de bu 18 sene, ülkemizin ve milletimizin yüz yıllarına sebep olmuştur. Ezan zulmünün esas hedefi elbette dini değerler olmakla birlikte kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimiz olmuştur.
18 sene süren büyük tahribatın öncesi ve sonrası manevi afetlere sebep olmuş ve o kadarla da kalmamış, 2003 yılına kadar “kahrolası irtica” uydurma ve yaftasıyla bu zulüm fırtınası hiç dinmemiştir.
Fırtınanın nesilleri ve aileleri nasıl devirdiğini görmek isteyenler, Müslümanlığımızın ne hale geldiğine bakabilirler. Bugün dini milli değer yargılarımızın lime lime oluş sebebi başka ne olabilir? Ana başka kız başka. Oğul başka baba başka. Helal başka, haram başka.
•
İrfan Söyler romanına güzel bir girişle başlamış ve şunları söylemiş:
“Bin yıldır duyulan seda o gün kesildi. Hâlbuki onun gölgesinde gelmiştik. O daveti uzaklara taşımak için ölmüştük.
Kulağımızda ilk onu duymuştuk. O gün Anadolu bozkırları karardı. Güneş yüzümüze bakmaz oldu. Kara talihin kör kuyusu çığlık çığlığa bağırdı.
Bulutlar değil, toprak ağladı. Irmaklar kapkara aktı. Zulüm dışarıdan değil, bağrımızdan gelip seccademizin üstüne oturdu. Kitabımız elimizden alındı.
Kurtulduk derken esir olduk. Bin yıllık imanımızı yüreğimizden sökmek için minare büyüklüğündeki hançerler göğsümüze saplandı.
Bu roman, olayları bizzat yaşayanların, gözyaşları ile anlattıklarını dinleyerek ortaya çıktı. Zulmü yaşayanların anlatırken bile korku ve irkilerek titreyen ses tonları kelimelere dökülüp roman oldu. Yüreğiniz dayanacaksa buyurun. Hepsi yaşandı”.
•
Damla ve Mihrabad Yayınevi yöneticisi Hüseyin Doğru ile yazar İrfan Söyler’e tarihe önemli bir şahit bıraktıkları için teşekkürler.
Ezan zulmünü yaşayan insanlarımızla bir dönem zatım da röportajlar yapmıştı.
Vilayetler ve ilçelerde, -hangi partiye mensup kimselerin olabileceğini tahmin edebileceğiniz- ispiyoncu kaynıyor ve namaz vakitleri, camilerinin önünde nöbet tutup; “ezan Türkçe mi okunacak, aslı gibi okunacak” hafiyeliği yapıyorlarmış.
Böylelerinden ezana dostluk beklenebilir mi? Köyler de yine aynı zihniyete mensup kimselere ispiyonculuk yaptırırlarmış.
Yalnız köydekiler caminin önüne gelip hafiyelik yapamayacakları için ezan vakti çocuklarını veya ırgatlarının çocuklarını cami önüne gönderip, ezanı dinletirlermiş.
Peki, bugün farklı mı? Malum zihniyet; siyasetten ekonomiye, kültürden sanata aynı düşmanlıklarını ve hazımsızlıklarını sürdürmüyor mu? Sürdürüyorlar. Son seçimde gördük.
•
Ezcümle: Dünyada bir benzeri görülmeyen büyük afetin devamını isteyenlere dikkat etmeli ve aynı delikten iki kere ısırılmamalı.
Eser hakkında: Mihrabad Yayınları: 0212-514 28 28







