En sağlam yerimiz dilimiz ve dinimizdir
Bizim milletimizin en sağlam yeri dili ve dinidir. Tanzimat’tan bu tarafa her ikisine de operasyon çekilmeye devam ediliyor.
Yalnız son yıllarda dilimize ve dinimize operasyon çeken aktörler değişmeye başladı.
Yerli ve milli bir kültüre sahip sanılan ama özlerinde iktidarı çuvallatmak isteyen kişi ve kişiler tarafından, dil üzerine yeniden operasyonlar çekilmek isteniyor.
Din üzerine yapılan operasyonların ise aktörleri hüküm ve hâkim rolünü üstlendiler.
Dini bilgiler üzerine ahkâm kesenler; sosyal medya, televizyon ve YouTube üzerinden vazifelerini yapmaktalar.
Dinimiz; özel kostümlere, özel kıyafetlere ve fonlarda gözüken dini objelere kaldı.
Haşa, Allah’ı bile kendilerinin emrinde olduğunu ima ederek, istediklerini Cehenneme, istediklerini Cennete gönderen tipler operasyonlarını sürdürüyorlar.
Bir de Kur’an’ımız ile Peygamberimiz arasındaki bağı koparmaya çalışan, Ayetlerin ve Hadislerin birbirleriyle olan kopmaz ipini kesmek için mücadele edenler var.
Şükür ki, milletimizin çok büyük kesiminin imanı kavi, amentüsü sağlam da bunlara inanmıyor.
Yine şükür ki, yeterli olmasa da (bu kadarını söyleyelim) Diyanet İşleri Başkanlığımız, devletimiz ve milletimiz adına değer yargılarımıza sahip çıkıyor.
Dinimize çekilen operasyonlar tedavi edilebilir ama esas dilimize çekilenleri halletmek zordur. Bu zorluğu aşamadığımız sürece dil ve dinimiz üzerindeki tezgâhlar sürecektir.
•
Bizim dilimiz öncelikle Müslüman bir dildir. Dil üzerine kurgulanan oyunların amacı, dilimizde yer alan dini-milli kelimeleri yok etmektir.
Yeri gelmişken Yavuz Bülent Bakiler’in verdiği bir örneği paylaşayım. Şöyle diyor:
- “İngiliz devleti, ilkokuldan üniversitenin son sınıfına kadar okuyan çocukların kitaplarını 71 bin kelime ile yazıyorlar.
Bu rakam Japonya’da 42 bin, İtalya’da 32 bin, Türkiye’de ise 7 bin ile 10 bin arasında değişiyor. 10 bin kabul edelim. Bizim çocuklarımız bu on bin kelimenin yüzde onuyla konuşuyorlar. Bunlar da sokak Türkçesi’dir.
Yani ‘gittim, geldim, yattım, kalktım, acıktım, güldüm, ağladım, kızdım’ kelimeleriyle konuşuyor. Üniversitenin son sınıfındaki gençler de böyle konuşuyor”.
Evet, Yavuz Bülent Bey’e katılmamak mümkün değil. Özellikle son yıllarda ortaöğretim ve üniversite gençleriyle konuşurken dilimiz tutuluyor.
Siz ne derseniz deyin, ne paylaşırsanız paylaşın, “aynen, aynen, aynen” kelimesinden başka bir şey bilmeyen robot gibiler. İstisnalar elbet vardır. Geçelim.
•
Ezcümle:
Hamdolsun sömürge görmemiş, sömürmemiş bir devlet ve toplumuz ve bu halimizle sıkça övünmekteyiz ama yetmiyor. Hatta artık övünmemeliyiz.
Sömürülmüş ülkelerin başındaki en büyük musibet, dil ve dinleri üzerinde yapılan operasyonlardır. Güya biz sömürmemiş ve sömürmeyen bir ülkeyiz ama resmimiz de ortada.
Dilimizi ve dinimizi her türlü zararlı cereyandan korumak, devletimizin ve milletimizin boynuna borçtur.
Bu borç, istiklalimizin ve istikbalimizin kamçısıdır. Devredilemez, ihmal edilemez.







