Düzensiz göçmenler düzenli hale getirilemez mi? (2)
Dünden devam edelim. Öyle garip bir hale geldik ki, henüz dünyaya gelen bebeklerin büyüyünce hangi devlet kapısında çalışacağı hesabı yapılır oldu.
Daha gözünü açmadan, anasını-babasını çevresini tanımadan, bebek üzerine planlar yapılmakta ve devletin hangi kurumunda çalışacağı ve o vakitlerde kimlerin yardımcı olabileceğine kadar bir sürü argüman geliştirilmekte.
Abartı değil. İsteyen çevresindeki insanları izleyebilir. Geçelim.
Tarımda, hayvancılıkta, tekstilde, sanayide ve diğer alanlarda üretimin yapılabilmesi için düzensiz göçmenler sistemli şekilde istihdam edilebilir ve edilmelidir.
Bürokrasi dışarıdan laf dinlemeyi çok sevmez.
“Beni buraya getiren irade, benim kim olduğumu bilerek getirdi, kimseye ihtiyacım yok” ön yargısıyla pek söz dinlemezler.
Dinlemesinler, onlar henüz portakal ağacında çiçek değilken, biz bu memleket için kafa yoruyor ve ülkemiz sevdasıyla türkülerimizi söylüyorduk ve hâlâ da söylüyoruz işte.
•
Birleşik Arap Emirliklerinde ve diğer zengin Arap ülkelerinde yabancı işçiler için “kefil” sistemi vardır.
Bu sistem bizim ülkemizin şartlarına göre uyarlanabilir. Suiistimal edilecek çok hususlar olacaktır ama onlara da bir çözüm bulunabilir.
Yaklaşık iki aydır değişik tarihlerde Anadolu’nun çeşitli köy ve ilçelerinde dolaşıyorum. Geçtiğimiz gün de İkram Turizmin ortaklarından İbrahim Çetin ile Taraklı ve civarındaki çiftçilerimizle konuştuk.
İbrahim Bey’de köyünde bulunan arazilerinde soğan, patates yetiştiriyor ve “Buraya gelip-giderken yaptığım masrafla beş yıllık patates ve soğan alırım ama toprağın işlenmesi imani bir mesele. Sanki emanete ihanet ediyormuşum gibi geliyor” diyor.
Şimdi de “Aronya” yetiştiriciliği yapıyor. Kendisiyle Aronya ağaçlarının diplerini çapalarken görüştük ve sonra civar köylerdeki çiftçilerimizle konuştuk.
20 dönüm tarlasında karpuz yetiştirmiş çiftçimize tarlada karpuzun bu kadar niye pahalı olduğunu sorduk. Kocaman bir ah çekerek şunları söyledi:
“İlçemizde, köylerimizde veya civar ilçe ve köylerde çalışacak insan bulamıyoruz. Her sabah erkenden Adapazarı’ndan Suriyeli, Afganlı veya gerçekte çalışacak insanları bulup getiriyor ve ekimi, dikimi, çapalamayı, toplamayı onlarla yapıyoruz.
Her işçimizin günlük maliyeti 550 lira. Geri kalan masrafları saymaya gerek yok. Buna rağmen karpuz alıcıları da öldüm pahasına fiyat veriyorlar, ellerinden gelse canımızı alacaklar. Acayip bir açgözlülük var memlekette”.
•
Bir başka sebze ve meyve yetiştiricisi çiftçimizle konuşuyoruz ve şunları söylüyor:
“Domatesler dalında kaldı çürüyor, fasulye dalında kartlaşmaya başladı, toplanamıyor. Çünkü boş insan çok, çalışmak isteyen yok.
Afganlılar ve Suriyeliler vardı, onlarla ekip-biçiyorduk, onlar da ülkelerine dönmüşler, bu civarda onlar iş görüyordu, şimdi ürün bahçede kaldı, seneye ekip dikmeyeceğiz”.
Ezcümle:
Ey devletlilerim, bu örnek bütün ülke çapında gerçek bir vakıadır. Tarım ve hayvancılık ölürse, yaşayan ölüler oluruz vesselam.







