Devlet ve Anadolu
Düşünme ve tahlil kabiliyetini, vicdanlarını hakem yaparak çalıştıran “ehli-iman” her insanımız için aklın yolu birdir.
Dünü anlayamazsak yarını göremeyiz. Dünü anlatanlar yarınlarımızı kurmamız için çırpınıp durmuşlar. Bunlardan birisi de Kemal Tahir’dir. İşte onun notlarından birkaçı.
*
-Anadolu insanının belası, hem devletsiz olamayıp hem de 1800’lerden sonraki “devletle olamayışındandır”.
Anadolu insanının kerim devletten başka dayanağı yok görünüyor. Kerim devlet; sömürücülerin, rezillerin, namussuzların işine gelmez.
Bu reziller takımının eline geçen devlet de Anadolu insanının çoğunluğunun işine hiç gelmez. Devlet dayanaklarının en önemlisi olan ordu ile Anadolu halklarının ilintisi de bundan başka türlü değildir.
-1870’lerden bu yana devletin belli başlı dayanakları; yerli alçakların, namussuzların, sömürücülerin eline geçmekle kalmamış, aslında bu reziller sürüsünün aracılığı ile devlet gücü, dış düşmanların etkisine bırakılmıştır.
Bu açıdan bakılırsa 1908 İttihatçılarının, içte halk güçlerine dayanmadığı halde, iktidara nasıl geldikleri kolayca anlaşılır.
*
-Bir toplumda idareci güçler açıktan açığa ve kesinlikle yerli güçlere dayanmıyorlarsa, doğrudan doğruya yabancı güçlerin ajanlarıdır.
Bunun başka türlüsü düşünülemez. Düşünülürse kendini aldatmak, daha doğrusu yabancı ajanların işine yaramak olur.
Bizi yanlış batılılaşma değil, içimize yerleşen batı ajanı düşman örgütler güçsüz düşürmektedir.
Buna karşılık biz de batıya açıldığımızdan bu yana hiçbir milli irade, bu yabancı örgütlerle gerçekten boğuşmayı göze alamamıştır. Hatta böyle bir zorunluluğu idrak edememiştir.
Osmanlı’nın son döneminde yerleşen gizli-açık düşman örgütler, Cumhuriyette büsbütün azgınlaşarak milli güçlerimizi törpülemeyi sürdürmüşlerdir.
Hangi şart içinde olursa olsun batıdan gördüğümüz yardımlar, güçlenmemizi değil, son hesaplaşmada, biraz daha güçsüz düşmemizi sağlamıştır.
Her on yılsonunda yapılacak hesaplaşma bu korkunç gerçeği saklanılmaz halde meydana vurur”.
*
-Doğulu bir ordunun, kendi milli varlığını inkâra giderek, batılıların doğudaki çıkarlarını (Açık veya kapalı sömürü düzenlerini) savunmaya katlanması her şeyden önce bir doğulu toplum olan kendi toplumuyla, bütün maddi-manevi ilintilerini kestiğini gösterir.
Batılılar sömürüsüne ve bu sömürüyü sürdürmekten başka hiçbir işe yaramayacak batılılaşmaya karşı çıkan iki Padişah, Abdülaziz’le II. Abdülhamid’in Milli Ordu tarafından alaşağı edilmesi olayları üzerinde dikkatle durulmak gerekir. Menderes’in emperyalist çeteye karşı dirence geçer geçmez başına gelenler de bu dersin dışında değildir.
Anadolu halkı her zaman başıbozuk çetelerden ürkmüş bunlardan iğrenmiştir. Anadolu halkı başıbozuk çeteler kurmanın her zaman kendisini yıldırıp sindirmek, bu yoldan soygunlar yapmak isteğinin açık ispatı olduğunu deneyleriyle öğrenmiştir.
Bu açıdan Anadolu halkının gerçek duygularını ve düşüncelerini bilmeyen yabancı ajanların aptallığı olur.
Bu yabancı ajanların içinde adı ve kafa kâğıdı Türk olanların bulunması, bunların yabancılıklarını değiştirmez”.







