Devlet Adamı Olmak İçin Milletin Adamı Olmak Lazım
Türkiye’mizin en büyük sıkıntılarından birisi, 100 yıllık tarihinde millet adamı olan devlet adamı sayısının çok az olmasıdır.
Bu sebepledir ki, yüz yıl içerisinde Amerika’nın ve Avrupa’nın kimi zaman açık, kimi zaman gizli müstemlekesi olmaktan kurtulamadık.
Hamdolsun son 20 yıl içerisinde nihayet milletimiz, milli iradesinin neticesinde, millet adamı olan devlet adamına geminin kaptanlığını emanet ederek yüzümüzü güldürdü.
Devlet adamı olmak için milletin adamı olmak, bizim bin yıllık devlet geleneğimiz için geçerlidir.
İşte bu geçerlilik hali, içimizdeki mandacı zihniyetiyle siyaset yapan kesimler tarafından yok edilmek istenmektedir.
Memleketten ve milletten kopuk yaşamayı Batılılaşma sayıp, kendilerini aydın(!) sınıfına koyarak bu güruha hizmet eden “karanlık zihinli yazar-konuşur, yazdırır- konuşturur” kimselerin milli iradeye olan çemkirişlerinden belli olmaktadır.
Türkiye nice yıllarca bu kuklaların atalarından çekmiş, şimdi de devamı nesillerden çekmektedir. Günlük siyasi olayları ve konuşmaları izleyenler pekâlâ fark edebilirler.
Hangisinde bugünkü Türkiye’yi taşıyabilecek bir birikim ve geçmiş vardır? Hangisi devlet ve millet bütünlüğüne dair bir kültür ve medeniyet ideolojisine sahiptir?
Hangisinde millet-devlet kavramını taşıyabilecek milli-manevi değer yargıları vardır? Biri Hanya diyor, ötekisi Konya!
•
Bugün dünyanın nihayet kabul ve itiraf ettiği lider bir Türkiye ile Başkanı var.
Batılı ülke liderlerinin yanı sıra siyasi ve ekonomik çevrelerin; akıl ve beyin spazmı geçirerek de olsa reddedemedikleri gerçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, milli iradenin lideri olduğudur.
Türkiye’miz, Haçlı Batının gözünü üzerinden hiç eksik etmediği stratejik bir coğrafyada bulunmaktadır.
Bu sebeple milletimiz ile devletimiz arasında sürekli problem çıkararak, seksen yılımızı heba etmiştir. Bu hebaya kimlerin içeriden çanak tuttuğu ise meydandadır.
Milli irade; tam bölünmenin, parçalanmanın yol ağzındayken; tarihinden, inancından, kültüründen aldığı ve iç âleminde taşıdığı büyük gücünü ortaya koyarak, yeniden birlik ve beraberliğini tesis edip, milletimiz adamını devletimizin başı yapmıştır.
Şimdi bu hakikati göremeyecek kadar insani melekelerini felce uğratmış kimselere elbet bir diyeceğimiz yoktur.
Yalnız çok uzaklara gitmeye gerek kalmadan. 20 yıl öncesinin Türkiye’sini, herkes kendi bulunduğu noktadan tahlil eder ise hakikatlerle yüzleşebilir.
Söylediklerimizin anlaşılabilmesi için Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ve hükümete muhalefet edenlere bakınca mesele daha iyi anlaşılabilir.
Haçlı Batı bugün, “Bükemediğin bileği öpeceksin” deyimi gereği, tüm düşmanlığına rağmen Erdoğan’ın liderliğini kabul etmek zorunda olduğunu sıkça dile getirmektedir.
•
Ezcümle:
II. Abdülhamid Han’ın İttihatçılar tarafından tahttan indirilmesinden sonra milletimiz çektiği zulmü hiçbir zaman çekmemiştir.
Çok büyük felaketler geçirmiş, feci musibetlere uğramış, bunlara karşı çok üstün yaşama azmi ve direnci göstererek nihayet yeniden “diri, iri ve bir” olmuştur.







