Destursuz bağa girenler
“Destursuz Bağa Girenler” ismi, Orhan Şaik Gökyay’ın, edebi eleştirel yaptığı kitabının adıdır. Yazımızın muhtevası kitap üzerine değildir.
Kavram olarak “destur”, önemli bir kırmızı ikaz lambasıdır ve insanın gözünün önünde daima durmalıdır.
Yediden yetmişe hayatımızı idame ettirdiğimiz her alanda ve her anında, bu kırmızı ikaza dikkat etmemiz “insanlık” adına mecburidir.
Şimdi bunları söyleyince zihnimden:
-“Sen nerenin türküsünü çığırıyorsun, hangi devirde yaşıyorsun ve ne dediğinin farkında mısın?” diye bir ses “destur” çekti.
Evet, hakikaten de öyle. Desturla girilen-çıkılan-gidilen-oturulan-konuşulan-yazılan-görülen-gösterilen-yapılan-edilen ne kaldı ki, “Destursuz Bağa Girilmez” diyebilelim.
Destur üzerine geçmişten örnekler versem yine bir başka ses:
-“Yapma o devirler geçti” diyecek ve geri adım attırmaya kalkacak.
Çünkü terbiyemizdeki, medeniyetimizdeki, ahlak kurallarımızdaki “destur” kavramı unutulduğu gibi hatırlatılması bile anlamsız bulunur hale geldi.
Evlerimizde, iş yerlerimizde-sokakta-çarşıda-pazarda velhasıl köyden şehirlere kadar hemen her noktada bir hırs, bir tamah, bir aç gözlülük, bir çekememezlik, bir hasetlik, bir kıskançlık sürüp gitmekte ve “destuur” diyebilecek yahut “destur” çekecek kimse kalmadı.
•
Biz desturlu bir millettik. Bugüne kadar da ahlakın temelini oluşturan ve “harem” kavramının öncüsü sayılan destur ilkesine bağlı kalarak bu coğrafyayı vatan ettik, üzerinde devlet kurduk.
Öyle bir zamana ulaştık ki, ne “harem” kaldı ne “destur”! Haremin kaybolduğu ve itlaf edildiği yerde, elbet destur da kalmayacaktır.
Çok derinlere dalmadan destursuz ne evlere ne mahalleye ne sokağa ne çarşıya-pazara ne işyerlerine ne de ibadet yerlerine girilmeyeceğine dair bir yığın ahlak kuralı sayabiliriz.
Evlere nasıl girileceğine dair iki hususu hatırlatalım da gerisini zihnimiz çapa yaparak, kendi elimizle-dilimizle-paramızla nasıl savrulduğumuzu idrak edebiliriz.
Evlerin en dış kapısında iki zil bulunurdu. Birisi büyükçe bir tokmak şeklinde, diğeri küçük tokmak şeklinde! Hatta zil tokmaklarının başındaki şekiller bile farklıydı.
Eve gelecek olanlar eğer erkek ise büyük tokmağı kullanır, hanım ise küçük ve daha nazik tokmağı kullanarak haber verirdi.
Evdekiler bu sese göre dışarıdan kimin geldiğini anlar ve kapıyı kimin açıp, gelenleri karşılaması gerektiğini bilirdi.
Şimdi artık komik gelebilir ama böyleydi. Artık böyle zillere gerek yok. Çünkü kapitalizmin ve konforun esaretini özgürlük belleyip, her türlü desturu ve haremi kaldırdık.
•
Ezcümle:
Biz varlığımızı destur odaklı bir medeniyetin yaşamasıyla sürdürdük.
Bu medeniyeti; sere serpe el birliğiyle vicdansız ve insafsız bir şekilde yok etmekteyiz. Hem de her kesimin ittifakıyla.
Bu gidişe devletimizi emanet ettiğimiz irade el koymaz, her açıdan milli bir destur çekilmez ise “Ahlakın olmadığı yerde devletin masrafı çok olur” düsturu gerçekleşir ve devlet-millet olarak bu masrafın altından kalkamayız.







