Derin Millet
Mehmet Ali Büyükkara’nın tweetinden:
“Darbeyi duyunca ‘şeker, makarna için markete koşan emekli prof’ ile ‘F-16’lar kalkamasın diye senelik mahsulü yakan köylü’nün oyu bir olsun mu”?
İşte soru bu? “Benim oyumla çobanın oyu bir olur mu” diyenler, şimdi o çobanların çocuklarının tankların üzerine çıkmaları sayesinde yaşıyorlar.
Topunuza lanet olsun, devletin ve milletin sırtından kene gibi inmeyip sömüren, devlet millet savunması olunca da pısıp izbe köşelerde pinekleyen ahlaksızlar.
Yazıya Ankara’nın Kazan ilçesindeki köylümüzün kahramanlığıyla başlayacaktım ki, yukarıdaki tweeti duyunca, “söz üstüne söz olmaz” diye onunla başladım.
Defalarca söylüyorum, daha da söyleyeceğim. Bu toprakları, inancına dayalı olarak “vatan bilmiş” her insanımızın karşısında hiçbir güç duramaz.
Derin milletin; “vatanıyla, namusuyla, bayrağıyla ve diniyle” oynanmaz. Üççeyrek asırdır yaşanan tüm darbelerin faturasını ödemiş bağımsız bir milletimiz var.
•
Diğer darbelerin hiçbirisi; “vatanımıza, namusumuza, bayrağımıza ve dinimize” böylesine topyekûn cinnet haliyle saldırmamıştı.
Cumhurbaşkanlığını, TBMM’yi, devletin en önemli kurumları ile halkı havadan, karadan bomba ve mermi yağmuruna tutmamıştı.
Sadece Türkiye değil, darbeye muhatap olmuş hiçbir dünya milleti ve devleti, böyle bir kalkışmayla karşılaşmamış ve yaşamamıştır. Feraseti yüksek milletimiz bu hakikati çok kısa sürede kavrayarak tankların üzerine çıkmış, namlulara hedef olmuş ve Cumhurbaşkanından, beşikteki bebesini kucağına alarak sokağa çıkan her ferdimiz, vatan savunmasına geçmiştir.
FETÖ terör örgütünün cinnetine canlarıyla, kanlarıyla, maddi manevi varlıklarıyla en ağır bedelleri ödeyerek karşı duran ve büyük yaralar alarak savuşturan milletimiz, işte böyle zamanlarda ortaya çıkan derin millettir.
Kriz zamanlarında ortaya çıkarlar, inançlarını gereği; “vatanlarını, namuslarını, bayraklarını, dinlerini” muhafaza eder ve işlerine güçlerine dönerler.
Necip Fazıl’ın ifadesiyle, “Bizim sarhoşumuz nara atarken bile ‘Allah’ der” diyor ya işte derin milletin sahiplerinden bir örnek.
•
Dün Kısıklı meydanındaki, “Milli İrade Nöbetine” gelen insanlarımızı izledim. Bir kolunda gelini, bir elinde bastonu, yaşı da 80’i geçmiş teyzeye sordum.
“Bu kadar insan burada, sen niye kendini yordun, bak zor yürüyorsun ve ayakta duramıyorsun, niçin geldin”? El cevap:
“Yolun sonundayım, babama kavuştuğumda babam bana; ‘Kızım ben size Çanakkale’de bir vatan bıraktıydım, siz ne yaptınız derse ne cevap vereceğim, buraya geldim ki, babama bir hediye götüreyim, ‘senin yaptığını yaptım baba’ diyeyim”.
•
Bütün meydanlar için söylüyorum. Vallahi, Billahi ve Tallahi, meydanları dolduran her ferdimiz, sadece ve sadece; “devleti, milleti, özgürlüğü, huzuru, güveni ve istikrarı” için sabahlara kadar meydanlardadır. Millet devlet kaynaşmasıyla “Vatan nöbeti” bu demektir. En az sınırdaki nöbet kadar kutsal bir iş yapılmaktadır.
Rabbim destek veren herkesten razı olsun.







