Çok Vakitler Türkiye
Geçmişe bakmak ve hatırlamak, geleceği doğru aşılamak için izlenecek yoldur.
Mesela Türkiye’nin bereketsiz yılları, İnönü dönemi ve bu zihniyetin ortak olduğu hükümetler devridir.
Devletin onlara bakan yüzü hep gülmüş ama milletimiz maddi ve manevi sefalet içinde yüzmüştür. Bu yüzden geçmişe bakarak, geleceği yerli yerince aşılamak gerekir.
“Gök kubbenin altında söylenmemiş söz yoktur” ifadesi elbet doğrudur fakat söylenenleri; “geçmiş, geçmişte kaldı” diyerek bir kenara koymak, geleceğe yakılacak ışıkları söndürmek olur.
Bu sebeple milletlerin tarihi, geçmişlerinden gelen değerler bütünü çerçevesinde yazılmalıdır.
¥
Biliyorsunuz Türkiye olarak İkinci Dünya Savaşı’na girmedik ama sanki girmişiz gibi savaş ekonomisi uygulanmıştır.
CHP’li köklü zenginlere bakıldığında görülecektir ki, hepsi de bu savaş ekonomisinin zenginleridir. Halep kalmadı ama arşın burada. İnanmayanlar araştırsın.
Girmediğimiz savaşın bütün olumsuzluğunu fedakâr ve vefakâr halkımız çekmiştir. Kıtlık, açlık, yoksulluk ve yurdun her yerinden binlerce sefalet çığlıkları ayyuka çıkmıştır.
Mesela ayrık otunu bilir misiniz? Benim büyük ninelerimden birisi, bazlama yahut yufka buldukları zaman nimetin arasına ayrık otu koyarak yediklerini anlatırdı.
Şehirlerdeki işçi ve memur kesiminden ise sadece CHP’ye yakın olanların evlerine yiyecek götürebilen şanslı insanlardan olduğu da anlatılan hikâyelerdendir.
¥
Silolarda buğdaylar çürürken, ekmek yapılacak un bulunmaz ve bulunan unlar da çavdar, mısır unu, bakla gibi tahıl ürünleriyle desteklenerek ekmek çıkarılmış.
Ekmeğin pişirilmesi tamam da bu sefer de evdeki nüfus kadar ekmek almak için torpille karne bulmanız gerekirmiş.
Büyüklerimiz anlatırlardı, ekmek yüzünden evlerde kavgalar çıkar, küçük yaşta kızlar, daha sonra evlendirilmek üzere başlık parası yerine buğday istenirmiş.
Ekmeğin karneyle satılması dışında bir de gramla verilirmiş.
Ekmekle ilgili çıkan bir kararnamede, yedi yaşına kadar olan çocuklara günde 187.5 gram, yedi yaşından yukarı olanlara 375 gram, ağır işçilere ise 750 gram ekmek verileceği kararlaştırılmış.
Dahası da var. Öyle vakıalar meydana gelmiş ki, dar gelirli memur ya da işçiler, evlerine ekmek ve diğer yiyecek maddesi alabilmek için eşyalarını satarlarmış.
¥
Çiftçiden değerinin çok altında alınan buğday, arpa, mercimek toprak altında ve silolarda çürürken, halkın kıtlık çekmesi neyle nasıl izah edilebilir?
Savaş yok ama savaşırsak diye bekleyen ordumuzun da taşla moloz arası çamur gibi ekmek yedikleri dair bilgilerin belgelerde kayıtlı olduğu bilinir.
Hayvanların yemsizlikten, ağırlıklı olarak Karadeniz ve Trakya bölgesinde de insanlarımızın açlıktan öldükleri bir ortamda, devletin elindeki hububat ürünlerini ihtiyaç bölgelerine sevk edememesi hangi gerekçeye dayanabilir?
1946 TBMM’nin ilk başvekili Recep Peker’in halkımıza bakan şu sözler olabilir mi?
“Bir sürü basit giyinişli ve kasketli insanlar”…







