--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cepli Bayramlar

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Cep telefonlarının, televizyonların benzeri aletlerin, aile-dost sohbetlerini sabote ettiğini bilmeyenimiz ve söylemeyenimiz yoktur.

Evlerimiz, iş yerlerimiz, meydanlarımız, sokaklarımız, hususi ve toplu taşım araçlarımız, alışveriş yerleri, yeme içme mekânları bu sabotenin altında.

İşin garibi, benim gibi şikâyetçi olanların da elinde birer cep telefonu (bazılarımızda iki tane) el kadar ekrana esir olmuş vaziyetteyiz.

Bayramlaşırken dahi sol elimizdeki telefonla bayramlaşmakta, iki elimizle birbirimize dostça sarılamamaktayız.

Gencimiz, ihtiyarımız, erkeğimiz, kadınımız, maalesef her yaştan hepimiz, aşırı dozda bir telefon uyuşturuculuğuna müptelayız.

………….

Belki abarttığım söylenebilir. O vakit etrafımıza bir göz atalım. Elinde telefonu olmayan, yüzünü asarak ekranlara kilitlememiş birisi görülürse abarttığım doğrudur.

Hâlbuki bayramlaşmanın amacı nedir? Yüz yüze bakarak, göz teması kurarak, tatlı dille konuşup, hasret gidermek değil midir?

Şimdi artık bu hal, şu anda da olduğu gibi köşe yazılarında veya kitaplarda; “Ah o eski bayramlar” diye ihya edilmektedir. “Ah” dememiz de bile samimi değiliz.

………………….

Cüzdanımız dolu olabilir, eğer vicdanımız boşsa, bu boşluğu hiçbir cüzdan dolduramaz. Vicdanı dolduran kalbimizdir, yüreğimizdir aklımızdır, idrakimizdir.

Gözümüzden esirgediğimiz evlatlarımız elimizin altından kayıp gitmekte. Cüzdandakilerle her türlü ihtiyaçlarını giderdiğimiz çocuklarımızı mutlu etmeye çalıştığımız kadar yüreklerini katılaştırdığımızı bilmiyor olamayız.

Evet, hemen her aklıselim sahibi anneler, babalar bu çıkmazın girdabındadır ve esas olması gerekenlerin farkındadır lakin akıllarımız duygusallıklarımıza mağlup olmaktadır.  

Teknolojiye karşı olmak gibi bir amacım yok. Yalnız yararından çok zararıyla karşılaşan ve muhatap oldukları zararları benimseyen bir nesil, çözülmenin arkındadır.

Maalesef bu konuda aileler çaresiz kaldığı gibi devletin de köklü bir çözüm modeli ürettiği söylenemez. Yani anlayacağınız, hayat kompozisyonumuz sloganlardan ibaret.

……………….

Duble yollarımız, hızlı trenlerimiz, lüks otobüslerimiz, havaalanlarımız, hatta her şehirde gökleri delen binalarımız, tünellerimiz, tüp geçitlerimiz, binbir çeşit AVM’lerimiz, köprülerimiz, lüks okullarımız var. Pek âlâ.

Eğer muasır medeniyet dediğimiz şeyin içini ve dışını bunlar dolduruyorsa tamam da acaba aynı havzada, medeniyetimizin temellerinden “itikat, fikir ve ahlak” da var mıdır?

Oysa hepimizin bal gibi bildiği şudur ki, “itikat, fikir ve ahlak” örgüsünün içerisine girmeyen veya anlatamadığımız gençlik, sanal bir esaret altında yaşamaktadır.

Belki hiç birimiz itiraf etmiyoruz fakat evlerimiz “aile yuvasından” ziyade, “otel lobisi” vazifesi görmeye başlamıştır.

………………

Malum toplum olarak “aile merkezli bir milletizdir”. Bu değerlerimiz, işporta malı gibi pazarlamadan ve laftan öte geçmiyor. Lafı aşıp icraata geçilmezse iflas kaçınılmazdır.

Sözün özü:

Kendisini; ailesine ve ülkesine karşı sorumlu hisseden her ferdimiz, şahsımızdan başlayarak; “kalbimizi, irfanımızı, idrakimizi”; “insan ve İslam merkezli medeniyetimizle buluşturmak durumundayız.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle