Cennet mekân II. Abdülhamid’e düşman olmak
Cennet mekân II. Abdülhamid veya Osmanlı Sultanlarına dost olan insanlarımızla şu soruyu paylaşmak istiyorum.
“Bir kimse, II. Abdülhamid Han veya diğer Osmanlı devlet adamlarımıza düşmanlık besliyor, hakaret ediyor, her fırsatta ihanet ediyorsa, bu insanların nasıl bir kimyaları vardır ve kendilerini bu topraklarda nasıl bir yere konumlandırıyorlardır”?
Devleti Aliyye’yi Osmaniye’nin düşmanları bellidir. Satılmamış, kiralanmamış, kâfir veya münafık değilse, dünyanın dört köşesindeki hiçbir Müslümanın, Osmanlı’ya ve Osmanlı devlet adamlarına düşman olması beklenemez.
Yalnız bütün Osmanlı Sultanlarının içerisinde en çok husumet beslenen Padişah, II. Abdülhamid Han’dır. Başlıca düşmanları bellidir.
Yahudiler, Masonlar, İttihat ve Terakkicilerle bunların her hususta beslenme merkezleri olan İngilizlerdir.
Eğer bu sınıfın dışında, bunlardan olmayan birtakım kesimler veya kimseler varsa her halde onların da bunların bulaşığı; çelimsiz, zavallı, çaresiz, kimsenin adam yerine koymadığı ve kendilerinin varlığını ancak böyle düşmanlıklarla ortaya koyabilen kimselerdir.
¥
Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisi olarak, tarihi ve tarihi şahsiyetleri sahiplenmenin gereği, bu toprakları vatan edinen ve böldürmeyen devlet adamlarını doğum yıldönümlerinde anma programları icra ediyor.
İlk anma programına da Cennet mekân Abdülhamid Han ile başlandı.
TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın önemli bir tespiti var ve her fırsatta dile getirir. “TBMM milletin evidir, millet de evinin sahibidir” der.
Dolayısıyla milletin evi olan TBMM’nin, milletin yüzde doksan dokuzunun bağrına bastığı bir Ulu Hakan II. Abdülhamid Han’ı anması ve anlatması kadar doğal ne olabilir?
İşte bu konuda dün TBMM Başkanı İsmail Kahraman, Dolmabahçe Sarayı’nda sempozyumla ilgili bir basın toplantısı düzenledi ve şunları söyledi:
“Bu sempozyumda yakın tarihimizin en zor en meşakkatli dönemlerinden birinde devlet başkanlığı yapmış olan Sultan II. Abdülhamid Han ve dönemi çeşitli yönleriyle ele alınacaktır.
Sempozyumdan beklentimiz odur ki, bu sempozyum, kısmen de olsa tarihimize katkı sağlayıp ışık tutacak ve genç nesillere ‘tarih şuuru aşılama’ noktasında mütevazı bir katkı sağlayacaktır.
Bilindiği gibi cihanşümul bir tarihimiz vardır. Altı yüz yirmi üç yıl tarih yazan, yazdıran ve okutan Osmanlı devleti, kurduğu güçlü teşkilat ve toplumsal yapısıyla her zaman ilgi merkezi olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
Üç kıta yedi denize hâkim ve yüzölçümü yirmi iki milyon kilometrekareyi geçen, üzerinde güneşin batmadığı topraklarda; “huzur, güven ve istikrar” sağlayarak geride büyük bir cihan devleti bırakmıştır”.
¥
Şimdi böyle bir geçmişe “insani melekelerini” arızasız ve kayıpsız taşıyan normal bir insanın düşman olması beklenir mi?
Elbet beklenmez. Eğer düşmanlık besliyorsa arızalı bir zihin yapısı var demektir. Durmak yok yola devam.







