Celaleddin Ökten ve İHL (2)
Celal hocamızdan devam…
“Param bitti, çay ekmek yiyorum. Müdür olacak adamın yılan gibi bakışları var. Beni çok soğuk karşılıyor.
Bir ay Ankara’da süründüm. Çamaşırım kalmadı. Param bitti. Akşamları otelden aldığım çayla, odamda ekmeği çaya batırıp yiyordum.
Bir gece kaşınmaya başladım, ‘Eyvah bitlendim galiba diye?’ korktum. Çünkü temiz çamaşırım kalmamıştı.
Girişken bir kimse değilim. Ancak Talim Terbiye Kuruluna ve Tevfik Bey’e gider, otele dönerdim.
Bir gün artık çok sıkıldım, rahatsızlandım, müdür yüzüme bile bakmaz oldu. Trene binip İstanbul’a dönmeden önce ‘Tevfik İleri Bey’e bir uğrayıp veda edeyim’ dedim.
Tevfik Bey o kırgın halimi gördü ve ‘Hocam siz rahatsızsınız’ dedi.
-‘Tevfik Bey ben gidiyorum’ dedim. Üzüldü, düşündü ve son çare olarak, ‘meseleyi Adnan Bey’e açalım’ dedi.
Birlikte Adnan Menderes Bey’e gittik. Vaziyeti anlattık. Adnan Bey hayret etti, üzüldü. Talim Terbiye Dairesindeki bir adamın bakana karşı koyduğuna şaştı.
-‘Bu derece mi Tevfik Bey’ dedi. ‘Evet efendim bu derece’ dedi. Başbakan biraz düşündükten sonra dedi ki:
-‘Hocam, yarın siz Tevfik Bey’e gelin; Tevfik Bey’le beraber Talim Terbiyeye gidin. Ben aynı saatte orada olayım. Bir de bu şekilde tecrübe edelim, belki Allah yardımcımız olur’.
Ertesi gün Tevfik Bey’le Talim Terbiyeye gittik. O memur masasında iken Başbakan geldi. Girer girmez selam verdi. Sonra:
-‘Tevfik Bey neredesin yahu! Ne zaman sorsam, Talim Terbiye’de diyorlar! Allah aşkına senin burada ne işin var?.. Tevfik Bey de:
-“Efendim, Celal Ökten Hoca, benim hocamdır. Bir aydan beri buradadır’ demesi üzerine Başbakan da:
-‘Hayırdır ne işi varmış’ deyince Tevfik Bey de olanları anlattı.
Adnan Bey müdüre sordu: ‘Beyefendi bunun mahzuru nedir?” Memur:
-‘Efendim, bana mesuliyetimin dışında bir teklif yapılıyor. Ben böyle bir karar veremem. Böyle bir müsaadeyi benden istiyorlar. Binaenaleyh mevzuat böyle bir karar vermeme müsaade etmez’. Bu ifade üzerine Adnan Bey:
-‘Peki, Tevfik Bey’in verdiği talimat kâfi gelmiyorsa, emri ben vereyim. Bu emri günün Başvekili vermiş’ deyin. Müdür:
-‘Muhterem başvekilim, ben mesul olurum; şifahi emir beni kurtaramaz’…
Adnan Bey bu itiraza karşı:
‘O halde lazım olanı yazın, ben imza edeyim’ deyince malum müdürün söyleyeceği bir şey kalmadı.
¥
O gün, muvafakat emrini alıp da Başvekaletten otele gelirken, nasıl çıldırmadım, nasıl aklımı kaybetmedim diye hâlâ şaşarım.
Bu dereceden fazla, bunu bastıran bir sevinci, ancak Beytullah’ı gördüğüm gün hissetmiştim”.
¥
Evet, bugünlere el bebek gül bebek gelinmedi. Celal hocamız başta olmak üzere emeği geçenlerin hepsinin ruhu şerifleri için el-Fatiha.







