Büyük Şehirlerde Aldatılma Korkusu
Büyük şehirlerde hemen her şekilde ödediğimiz ağır faturalardan birisi, aldatılmaya dayalı güvenliğimiz meselesidir.
Güvenin birinci basamağı aileden başlar, akraba ilişkileriyle devam eder, komşularla genişler, sokaktan iş yerlerimize, okullarımıza kadar yayılarak dağılır.
Ailede güven kaybı yaşayan fertler, işte bütün bu ortamlarda bulunan bireyler olduğu için, güvene dair kayıplarını buralara taşır ve tesisini sağlarlar.
“Güven” unsuru, öncelikle içinde “ahlaklı” olmayı barındırır. Ahlakın olmadığı yerde güvenin olmayacağı malumdur.
¥
Ahlak güvenin, güven de ahlakın ikizidir, yoldaşıdır, biri olursa diğerinin de olması gerekir, biri olmazsa diğeri de olmaz.
Büyük şehirlerde yaşayanların aldatılma endişesi de bu iki hususta olmaktadır. Ne yazık ki, kayıplara sebep olan da yine bizizdir.
Kalabalık kentlerde hayata dair gözlem yapanlar bilir ve görürler ki, yürüyebilen ve konuşabilen tüm fertler, bir güven arayışı ve koşuşturma halindedir.
Herkes kendi hesabına bu arayışını sürdürürken, bir başkasının hakkına müdahale eder, gasp eder, çiğner ve yine işin garibi yaptığı haksızlıkları kendisine bir hak olarak görür.
İşte dananın kuyruğunun koptuğu yer burasıdır. Arızanın söylenmeyen ve söylenilmesinden hoşlanılmayan asıl kısmı; “kendimize olan güvenimizi kaybetmemizdir”.
Bu meselenin üzerinde örneklemeyle duralım.
¥
Dün Sakarya/Akyazı taraflarından yazdığımı söylemiştim. Yine çarşı pazarda esnafla sohbet edip, dışarıdan gelenlerin alışverişlerini izledim.
Dışarıdan gelen müşteriler, kendilerine olan güvensizlikleri yahut sürekli kandırılma endişesiyle yaşamaları sebebiyle, sorularla güven arayışını sürdürüp, yerli esnafın burnundan getiriyorlardı.
Yerli esnaf, müşterilerine aynı zamanda misafir düşüncesiyle de baktığı için nezaketle ihtimam gösterseler de maalesef kemikleşmiş güven kaybını önleyemiyorlar.
Çünkü şehirlinin şeytanı devreye giriyor:
- “Bak bak, elinde kalmış malı satmak için nasıl aşağıdan alıyor” diye hükmü basıp, bir başka dükkâna geçerek, yeni sorularla esnafın burnundan getirmeyi sürdürüyorlar.
Oysa kendimize olan güvensizliğimizi, esnafa olan güvensizliğimiz gibi sunmamız, öyle belirgin oluyor ki, haklı olarak esnaf tebessüm ediyor ve umutsuz vakıalar karşısında gösterilen tepkiye benzer şekilde başını sağa sola sallıyor.
¥
Ezcümle:
Koca koca şehirlerde büyük marketlere esir olmuş zorunlu tüketen müşteri kalıbından çıkamadığımız için memleketimizin ne büyük zenginliklere sahip olduğunu göremiyor veya görmek istemiyoruz.
Oysa vatanımız; güneyden kuzeye, doğudan batıyı çok verimli, zengin ve bereketli topraklara sahip. Kendi kendisine yeten nadir ülkelerdeniz.
Yerli ve milli bir anlayışla kendimize güvenerek memleketimize sahip çıkarsak, bu zenginliklerin ne büyük boyutta olduğunu görebiliriz.
Bütün mesele; önce kendimize inanmaktır. Kendimize olan itimadımızı sağlar ve sağlam bir temele oturtabilirsek, bizi aldatacak olanlarla kolay kolay karşılaşmayız.
Güven ve ahlakın temeli ailede atılır. Temeli besleyen de temiz ve helal kazançtır.







