--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Büyük İslam Âlimi İskilipli Atıf Hoca

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

“Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız”. İskilipli Atıf Hoca

“Fert çerçevesinde ilk din mazlumluğunu, inkılâp tarihine göz atar atmaz, İskilipli Atıf Hocada görüyoruz”. Necip Fazıl.

Bundan 90 yıl önce büyük İslâm âlimi İskilipli Atıf Hoca idam edildi. Neden?

Şapka Kanunu çıkmadan 1,5 yıl önce, devrin Milli Eğitim Bakanlığı izni ile basılan ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ kitabı sebebiyle.

Allah’a hamdolsun ki, 28 Şubat gibi faşist bir dönemin başında, İskilipli Atıf Hoca’nın filmini yapan ekibin içerisine oldum ve onur haneme kaydettim.

Bir daha da Atıf hocamızın ardını bırakmadım. Her fırsatta anılmasına, hatırlanmasına gayret etmekteyim.

Sanırım hocamızın niye idam edildiğini ve nasıl idam edildiğini bilmeyen yoktur. Varsa da öğrenilecek çok kaynak vardır, oralardan bilgilenebilirler.

Hocaefendinin Hakk’a yürüyüşü, idam sehpasından gibi görülse de o, Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin davetine gitmenin heyecanıyla oraya çıkmıştır.

4 Şubat 1926 günü, sabah namazını eda ettikten sonra, cellatlarının keyifli çehreleri arasında vuslat sehpasına çıkmış ve “Geliyorum Ya Rasulullah” diyerek Hakk’a yürümüştü. Bu vuslatın ardından doksan yıl geçti ve her yıl, daha bir sahiplenmeyle anılmakta. Bu yıl da yine kabri başında anıldı.

AK Parti’nin yürekli milletvekillerinden ve hocaefendinin de hemşehrisi olan TBMM idare Salim Uslu, bir grup dostuyla kabrinin başındaydı.

Uslu’nun Fatiha’dan sonra yaptığı konuşma meseleyi özetliyordu.

- “Merhumu darağacına çeken cellatlar unutuldu ama şehidimiz hâlâ yaşıyor. Şehadetinin 90’ıncı yılında ayrı bir heyecan ve sorumlulukla kendisini rahmetle anıyoruz”.

Atıf hocamızın icraat ve işradda bulunduğu yıllara dönerek, “Son Devrin Din Mazlumları” çerçevesinde, tarihe kaydedilen bazı hatıraları paylaşalım.

Bir gün Amerikan elçiliğinden bir grup, Atıf Hocayı ziyarete geliyor, ona İslamiyet hakkında sualler yöneltiyor ve gruptan yaşlı bir Amerikalı şöyle diyor:

- “Keşke genç olsaydım da talebeniz sıfatıyla yanınızda kalsaydım. Sizden feyz alsaydım”...

Japonya Büyükelçisi Baron Usida, İstanbul’a ayak basar basmaz, ilk iş olarak, şöhreti Japonya’ya kadar erişen Atıf Hocayı ziyaret edip, baş başa görüşüyor ve ayrılırken şöyle diyor:

- “Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı, İslamiyet bütün Doğuyu, bu arada da Japonya’yı fethederdi”.

Bir İtalyan müsteşriki de Şeyhülislâmlığa başvurarak, bazı suallerine cevap istiyor. Atıf Hocaya gönderiyorlar. Hocayla saatlerce görüşüp, ilmine hayran kalan müsteşrik şöyle diyor:

- “Ben Arap ve Hind illerini gezdim ve birçok din âlimiyle görüştüm. Hiçbiri beni sizin kadar doyuramadı. Yıllardır fikrimi harmanlayan en karışık ve girift meseleleri siz çözdünüz. Her tarafa yayılan şöhretinizin ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum”.

Ruhu için El-Fatiha.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle