Bursa’nın zeytinlikleri meyvelikleri sebzelikleri
Bursa, Anadolu ve Marmara’nın önemli tarım ve sanayi şehirlerinden birisidir. Otomotiv, tekstil, zeytin ve şeftali ihracatıyla, ülkemiz genelinde ilk 3’e girmektedir.
Bursa’ya giderken ve dönerken bir tarım havzasının içinden yüzerek geçersiniz. Dağların eteklerinde zeytinlikler, ovalarda seralar, meyvelikler, sanki resmigeçit töreni gibi dizilmişlerdir.
Elbet sadece Bursa değil, Anadolu ve Trakya’nın bina ekiminden kurtarılabilen arazileri, insanlığın beslenmesi ve barınması için ekim dikim yapılacak bereket deryasıdır.
Bütün mesele, bu bereket deryasıyla, iki musibete aldanmadan ve sahiplenmeden ilgilenebilmektir. Nedir iki musibet?
Birincisi; rızık temin ettiğimiz bütün işlerimizle birlikte, esas tarımın her çeşidinin kapitalizme ve materyalizme kurban edilmeden yapılabilmesidir.
İkincisi; Hırs ve hasetle yapılan bütün işlerin bereketi kaçtığı gibi tarımda da esas olan berekettir. Bu bereketin zayi olmaması için toprağı severek ve sahip çıkarak işleyebilmektir.
•
Tarımda hükümetin uygulamaları yeterli veya değildir. Yazının muhtevası bu hususun dışındadır! Bursa üzerinden ülkemiz geneline değinmek istiyoruz.
Köylerimizde nüfusun azaldığı bir vakıadır. Nüfus azaldıkça ekilip-biçilmesi gereken araziler de haliyle anız haline gelmektedir.
Sadece tarım alanları boşa çıkmıyor elbet, aynı ölçüde hayvancılık da ölüyor. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığımız iki musibetin esaretine girdiğimiz nasıl görülmüyor anlamıyorum.
Bu tarlaların, bağların, bahçelerin hali ne olacak? Oysa tarımın, hayvancılığın bugün her zaman olduğundan daha fazla ilgiye-bilgiye ihtiyacı olduğu meydanda değil midir?
Garip ve anlaşılmaz bir şekilde sadece tüketen bir millet olmamız için medya başta olmak üzere, insana hitap edilen her alanda ciddi bir tüketim baskısı yaşanmaktadır.
Bu bir psikolojik şiddettir.
Birileri de çıkıp; “Tüketelim de üretim ne olacak? Üretmeden nasıl tüketeceğiz” demiyor.
Eskisi gibi tarımda ve hayvancılıkta artık insan gücü önde değil. Teknik ve teknoloji, insan emeğinin önüne geçti ve daha verimli ürünler alınabilir.
Tarım ve hayvancılıkta yıllardır Konya kadar olan Hollanda’ya özenir dururuz. Hollanda’da daha zengin toprağa sahip olmamıza rağmen yaya kalırız.
Neden? Kapitalizmin ve materyalizmin ağına düşüp; üretmeden tüketmeye, çalışmadan kazanmaya sevk edildiğimiz için.
•
Sizce de garip değil mi? Üretim kapasitemiz düştükçe, tüketim kapasitemiz artmakta. Bu tezada daha ne kadar dayanılabilir bilemem ama ayrıca tüketimimizin de yarıdan fazlası israf edilmektedir.
Bir araştırmaya göre marketlerden ve pazarlardan alınan ürünlerin yüzde yirmisi yenilmeden, buzdolabında çürümeye terk edilmekteymiş.
Ezcümle:
Tarım ve hayvancılık olmazsa olmazımızdır. Sanayimiz ve teknolojimiz ne kadar beklenenin üzerine çıkarsa çıksın, tarım ve hayvancılığımız zayıfladıkça ellere avuç açarız.
Geleceğe o kadar hızlı ilerliyoruz ki, bugün önümüzde duranı, yarın dikiz aynamızdan seyretmekte ve neyi kazanıp, neyi kaybettiğimizin fark edememekteyiz.







