Bu ülkeyi kabullenmek ve sevmek için
Bu ülkeyi kabullenmek ve sevmek için öncelikle milli kültür ve tarih şuuru gerekir. Bu şuurdan yoksun olanlardan aidiyet duygusu beklemek, kör karanlıkta iğne aramak olur.
Merhum Nuri Pakdil bu hususta şöyle der:
“Türkiye’nin, bin yıllık aşkın bir süredir oluşturduğu tarih birikimi vardır. Tarih birikimi; bir ulusun, en önemli en canlı bir kuvvet kaynağıdır.
Bu tarih birikiminden esinlenerek, uygarlık değerlerimizi canlandırmalıyız. Uygarlığımızın özündeki inanç ki, buna, “yerli düşünce” diyoruz. Türk halkının gönlünde canlı, yeni ve hiç bozulmamış biçimde duruyor. Yabancılaşma akımlarına karşı ve çürümemek için bu yurdumuzun dayanağıdır.
Ülkemizde, bilinen, ters bir gelişme oldu. Uzun yıllardır, Batılılaşmak adına yapılan girişimler, yerli düşünceye yabancı kişilerin ‘Batıcı aydın’ etiketi altında ortaya çıkmalarına neden oldu.
Bunlar ulusumuzu yabancılaşmaya doğru çektikçe, ulusumuz yabancılaşmamak için direndi, mıh gibi yere çivilendi, kıpırdamadı”.
•
Evet, işte bu toprakları kabullenmek ve sevebilmek için böyle bir irfana sahip olmak gerekir.
Merhum Nurettin Topçu da vatanımızı sevebilmek için, “Bize bir insan mektebi lazım” diyerek şunları söyler:
“Bir mektep ki, bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtsın; hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin.
Her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin”.
•
Evet, memleketimizi kabullenmek ve sevebilmek için “vicdan ve ahlak sahibi olmak” kayıtsız, kuyutsuz şarttır ve önüne hiçbir şart getirilmemelidir.
Bu manada merhum Cemil Meriç de; mazinin bilinmesi üzerinde ısrarla durarak, geçmişinden kopuk, dününden bihaber nesiller, insanı endişelendirir diyerek şöyle der:
“Ağaç köküyle yaşar, insan da öyle… Bizse maziden koptuk, istikbale bağlanamadık.
Türkiye, bütün kütüphaneleri yakılan, bütün mazisi imha edilen, 600 yılı cerrahi bir ameliyatla içtimaî uzviyetinden koparılıp atılan bedbaht bir ülke.
Oysa milletin ana vasfı devamlılıktır. Bu millet 10 senede bir değişen hafızasız bir toplum değildir”. Ruhlarına el-Fatiha…
•
Batı, bizim insanlık medeniyetimizi anlayamadığı yahut anlamak istemediği için bilmek ve idrak etmek yerine apansız şekilde halen düşmanlık etmektedir.
Bu düşmanlığının neticesinde de içeride beslediği aktörleriyle medeniyetimizi kendi medeniyetlerine benzeterek yok etme gayesiyle mücadelesini sürdürmektedir.
Yine Cemil Meriç bu konuda şöyle söyler:
“Bir medeniyetin başka bir medeniyete istihale (değişmesi) etmesi ham bir hayaldir. Bu hayali çok pahalıya ödedik.
Batılılaşmanın, batmak olduğunu idrak ettiğimiz zaman iş işten geçmişti. Bir medeniyet başka bir medeniyetten ancak malzeme alır.
Kendi tarihimizi, kendi içtimai bünyemizi bilmeden, tarihine yabancı olduğumuz, temellerine eğilmediğimiz, tezatlarından habersiz bulunduğumuz bir dünyanın, siyasi müesseselerini aynen benimsemek hataların hatasıdır”.







