Bozulanı at yenisini al
“Hazıra dağ dayanmaz oğul” derdi rahmetli dedem. Şimdi her şeyin hazırına konar hale geldik ve getirildik.
“Gelme arkadaşım” denilebilir. Ben de gelmedim zaten. Onu paylaşacağım.
Kapitalizmin dayatmalarına direnmek gibi amansız bir mücadelenin içindeyim. Bu anlayışımı da en çok Mustafa Karahasanoğlu ağabeye borçluyum.
Mustafa ağabey yıllar önce demişti ki:
“İçinde emeğin olmadığı parayla keyif sürmek tatlıdır ama bedeli ağırdır. Hak edilmemiş para insanı harama sürükler.”
Bu sözler aklımın bir köşesinde bekler, zamanı gelince hatırlarım. Yine öyle oldu.
Geçenlerde evde olmadığımız bir gün nasıl olduysa mutfaktaki borulardan biri patlamış ve evin her tarafı su altında kaldığı gibi alt komşumuza da akmış.
Epeyce bir hasar meydana gelmiş. Parkelerin büyük kısmı bozulmuş ve kullanılır gibi değildi. Eskiden bu işlerin ustaları vardı, çırakları vardı, tamircileri vardı.
Kapitalizmin baskısı altında ezildiğimiz ve ezilmenin adını; “yenilik-modernlik-çağdaşlık-gelişmişlik” koydukları için “Bozulanı at, yenisini al” sloganına esir olmamak adına çareler aramaya başladık.
Eşten dosttan sorduk soruşturduk, nihayet bu işlerden anlayan üç beş iş kişisi gelip baktı ve sanki sözleşmiş gibi her gelen, “Bunları söküp atacak yenisini yaptıracaksınız, bunlar adam olmaz” deyip gitti.
Yine aklıma Mustafa ağabeyin söyledikleri ve yaptıkları geldi. Neyse biraz daha araştırdık ve ehli vicdan bir tamirci bulup ona danıştık.
Daha parkelerin halini görür görmez; “Benden önce bakanlar, bunları sökün atın, yenisini alın dediler değil mi” dedi ve ekledi: “Onlar hazıra konanlar”.
-“Evet, hepsi de öyle söyledi” mukabelesinde bulununca
-“Ceplerine koydukları paranın nereden ve nasıl kazanıldığını, helal mi haram mı olduğunu ve olacağını bilmeyenler için bozulanı atıp yenisin almak kolay” dedi.
Neyse mesleğinin gereği keşfini yaptı ve:
-“Bu kadar parkeyi söküp atın demeye gönlüm razı değil. İsterseniz tamir edilebilir” dedi. Uzatmayalım tamir ettirdik şükür.
•
Eskiden hemen her mahallede evlere dair her türden tamir işleriyle birlikte giyeceklerimiz için de tamircilerimiz vardı. Bu bir karşılıklı dayanışma şekliydi.
-“Hangi devirde yaşıyorsun sen arkadaş?”
-Aynı devirde yaşıyoruz. Sizlerin gördüklerini, bildiklerini, duyduklarını ben de biliyorum.
Ayrıca kapitalizmin, tüketimin vahşi soyguncularının, dünyayı tüketmekle birlikte insanlığı tükettiklerinin de farkındayım.
Ülkemizdeki ticaret ve meslek odaları, devletimizin ilgili kurumlarıyla işbirliği yaparak kaybolmaya yüz tutan mesleklerin yeniden neşvünema bulması için meslek kursları mı olur meslek okulları mı olur bir şeyler yapmalı...
Aklı eren her insan bas bas bağırıyor. “Tüketim toplumu olduk, tüketirken tükendiğimizi nasıl fark edemiyoruz” diye.
•
Ezcümle:
Dünyanın varına aldanıp deme var mı benim gibi. Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi.







