“Bir”e uyanlar “Birlikte” olurlar
Bütün dünya Müslümanlarının esas ve öncelikli gayesi, “Bir” olan Allah’ın emirlerine uyup rızasını kazanmak değil midir?
Esas görevimiz; iman ettiğimiz “Bir” olan kitabımız Kur’an-ı Kerim’in verdiği vazifeleri yerine getirmek değil midir?
Allah’ın emir ve yasaklarını, iman edenlere açıklayan “Son” Peygamberimiz (s.a.v)’in yolunda olmak değil midir?
Elbet bu hakikati inkâr edecek yahut farklı yorumlar getirecek kimseler olabilir. Onların nasıl sıfatlara sahip oldukları meydandadır.
“Münafık” diye anılır, “Kâfire” yandaş bilinirler. Fitne, fesat, kargaşa ve benzeri ne kadar insanlık düşmanı haslet varsa, bunların marifetidir, maharetidir, işidir.
•
Malum ülkemizin en önemli gündemlerinden birisi, son yüzyılın “İstiklal Mücadelesi olan halkoylamasıdır”.
Sadece bizim değil, bütün bir dünya insanlığıyla birlikte Müslüman milletleri fert fert yakından ilgilendiren bir meseledir.
Bizdeki halkoylaması, “Haç” ve “Hilal” çerçevesinde değerlendirilmelidir. Neden böyle olduğu apaçık ortadadır.
Tam bağımsız bir Türkiye ve tam bağımsız bir İslam ülkesinin geleceğinin onaylanmasına az bir süre kalmıştır.
Böyle bir fırsatı her zaman bulamayabiliriz. “Bir”e itaatin gereği; birleşmeli, kaynaşmalı, kucaklaşmalı ve “Bir” in huzuruna çıkacağımızı unutmamalıyız.
Ayrılıklar, gayrılıklar; imani gücümüzün bir eseri değil, maalesef nefsani arzularımızın bir öğretisi ve emri halindedir.
Bu hususta iki küçük hatırayı aktarmak isterim. Ayrıca bugüne kadar sadece bizde değil, hemen her İslam toplumunda; nefsimizin, imanımıza galebe çaldığını gösteren hatıralar.
•
Geçtiğimiz hafta TBMM Başkanımız İsmail Kahraman bir sohbette anlattı. Ben de hatırımda tuttuğum kadarıyla aktarayım.
Birlik Vakfı başkanı olduğu günlerde Almanya’ya gider. Çeşitli ziyaretlerde bulunurken, yolları bir cami ve spor salonuna uğrar.
Spor salonunu ziyaret eder. Salonda kum torbasıyla çalışan bir genç vardır. Tanışırlar. Bir süre sonra genç delikanlı İsmail ağabeye hitaben:
-“Türkiye’ye İslam’ı Almanya’dan getireceğiz” diye övünür.
Bu ifade karşısında İsmail ağabey:
-“Evladım, siz önce buradaki camiler arasındaki ayrılıkları bir yok edin, aranızda birlik ve beraberlik sağlayın, sonra getirirsiniz” der.
Bu cevabın üzerine yorum lüzumsuzluk olur. Diğer hatıra da şöyle:
Yine bir başka tarihte Almanya seyahatinde, namaz kılmak için cami ararlar ve rastladıkları gençlere, yakında bir cami olup olmadığını sorarlar.
Gençler; “Hangi cami” diye sorunca şaşırırlar. Bunun üzerine İsmail ağabey:
-“Kardeşim hangi cami ne demek, sizin buradaki camilerin kıblesi Kâbe’ye dönük değil mi? En yakın cami neredeyse onu gösterin” der.
Bu söz üzerine ikinci soru mahcupça gelir. “Hangi cemaattensiniz diye sormuştuk” derler. İsmail ağabey son sözünü söyler:
-“Evladım! Allah’ımız bir, kitabımız bir, Peygamberimiz bir, Kıblemiz bir, bunlara uyan hangi cami olursa olsun fark etmez” der.
Kurtuluşumuz “Bir” olmaktadır.







