Birbirimizi bir anlayabilsek
İnsan ilişkilerinde uzmanların geneli; “Ben değil, biz olalım” diye söze başlarlar, lafın sonunu da “Ben” diye bitirirler.
Çünkü konuşmanın sonunda nezaket yahut adet gereği, konuşan kişi alkışlanır, yine ayıp olmasın diye tebrik edilir, haliyle bu tür iltifatlara gark olan kimse de nefsi okşandığı için “biz” olmaktan çıkıp, “ben” oluverir.
Maalesef şahsım da bu tuzağa düşenlerin sınıfına girmektedir. Nefsin okşanması, aklın çizdiği doğru yön levhalarını değiştirir.
Bu hususta en çok yara aldığımız saha da dini mevzulardır. Ülkemizde neredeyse her metrekareye birkaç “din biliri” düşmektedir.
Evet, konuşabilen hemen hepimiz, İslam adına hüküm verebilmekte ve hatta başka söylemleri de eleştirebilmekteyiz.
-Peki, madem bu kadar çok biliyoruz da ayrılıklar, gayrılıklar, parçalanmalar, bölünmeler, birbirimize karşı gizli ve açık husumetler niye kum gibi kaynamaktadır?
Haa! Bakın bu sorunun cevabı çok hızlı ve hazırdır.
-Adam cahil hakikati bilmiyor ki. Hâlbuki bize tabii olsa, bizim ocağa, bucağa, falana, filana gelse, gitse, şunu yapsa, bunu yapsa, gerçeği görür ama ne diyelim Allah ıslah etsin.
Bir de bu duamız vardır. “Allah ıslah etsin!” Oysa şunu demeyiz. “İyi güzel de ben ne kadar ıslah oldum ki, başkasının ıslahını istiyorum”.
•
Dün Beraat günü yahut gecesiydi. Hakk katında affedilme umudunun en yüksek olduğu bir gündü.
Dini ve milli değer yargılarımız, toplum olarak bize birliği ve beraberliği hatırlatan günlerimiz ama hemen ertesi günü de unuttuğumuz günler olmakta ne yazık ki.
Yani bir sinema filmi izlemiş gibi. Mesela dün, gün ve gece boyu milyonlarca insanımız birbirinin “Beraat Gecesini” kutladı.
-“Dünden bugüne ne kaldı, ne taşıdık ve bundan sonra hayatımızda ne gibi hayırlı değişiklikler yapacağız”? diye sormuyorum.
Bu sorunun etrafı dikenli telle çevrili, geçelim ve yazının başlığına yönelelim.
Ön yargılı, peşin hükümlü ve dahi “ben bilirimci” kimselerin dışındaki normal insanlarımızın başlıca problemi, “Bizi bize anlatacak engelleri aşamamaktır”.
Bu hususta Mehmet Akif Ersoy’un Safahat dışında kaleme aldığı “Tefsir Yazıları ve Vaazları” vardır. Bir vaazında şöyle demektedir:
-“Müslümanların kaynayıp gittiği uçurumlar hep tefrika yüzünden açılmış; o tefrikayı ise bütün azgınlıklar, o evamir-i ilahiyeye mübalatsızlıklar (ilahi emirlere aldırış etmemezlikler) meydana getirmiştir”.
•
Denilir ki:
“Hangi meselede olursa olsun, nefes almaya başladığımız andan, teslim ettiğimiz ana kadar, her halimizin görüldüğünü, bilindiğini, işitildiğini ve kayda alındığını hatırda tutmalı.
Ve o gün geldiğinde, kimsenin yardımcı olamayacağı, yalnızca muhatabının cevaplaması şartıyla bu kayıtların hesabının sorulacağı unutulmamalı.
İşte bu hakikate inanılırsa o vakit, “Biz bizi anlayabilir ve anlatabiliriz”.







