Bir şehir tarihiyle yaşar ve Kalecik
Ülkelerin tarihi hafızalarını yaşatan ve canlı tutan şehirlerdir. Tarihi geçmişi kaybolmuş şehirlerin coğrafyasının da bir önemi yoktur.
Tarih coğrafyaya, coğrafya tarihe bağımlı yaşar ve birlikte ölürler. Bu sebeple denilir ki, “Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasına başkaları konar”.
Tarihi korunmayan şehirler nefes darlığı çeker. İşte bu şehirlerimizden birisi de Ankara’nın Kalecik ilçesidir.
•
Kalecik, çocuk yaşta gördüğüm ilk şehirdir. İlk ayak bastığım yer de “Yukarı Çarşı” denilen “Ahiler Çarşısı” şimdiki eski pazar yeridir.
Kalecik’in tarihi Ankara ile yaşıttır. Yukarı Çarşı’nın sırtını yasladığı kalesi, ilçenin “belgeli” tarihini 1075’e kadar götürür.
Makedonya’dan çıkıp Hindistan sınırlarına kadar dayanan Büyük İskender’in uğradığı bile söylenir.
M.Ö 4000 yıllarında Hititlerin mekân eylediği ve Hititlerin ana kütlesinin yerleşik olduğu Çorum Hattuşaş arasında ipek yolu vazifesi gördüğü tahmin edilir.
1071 Malazgirt Zaferi’ne müteakip, 1075’te Selçukluların bölgeye yerleşmesine kadar Doğu Roma İmparatorluğu’nun da kaldığı bilinir.
Bölgede Selçuklu hâkimiyeti zayıflayınca, İsfendiyar oğulları yerleşik hale gelir ve şehre ilk camiyi inşa ederler.
•
“Hasbey Camii” adıyla bilinen “Çarşı Camii’nin” çevresinde şehir belirmeye başlanır. “Ahiler Mahallesi’nin” kurulmasıyla da “Devlet-i Aliyye’yi Osmaniye’nin” hâkimiyetine giden yol açılmış olur.
1402 Ankara Savaşı sonrası her Osmanlı beldesi gibi Kalecik de 11 yıllık fetret devrinden etkilenir.
Fetret dönemine son veren ve Devlet-i Aliyye’nin ikinci kurucusu sayılan Yıldırım Beyazıt oğlu Mehmet Çelebi’nin yönetime gelmesiyle, Kalecik bir Osmanlı kasabası kimliğine hızla dönüşmeye başlar.
Bu kimliği destekleyen en önemli unsur ise Kalecik’in ilk teşkilatlanan “Ahiler şehri” olmasıdır. İlçenin Ahilik merkezi oluşu, Vilayet-i Ankara hariç, diğer ilçelerden daha eskidir çünkü.
Hasbey Camii etrafında kurulan ve fiziki olarak küçük ama çok amaçlı dükkânlar, ticari gayeden ziyade birer sosyo-kültür alış-veriş çarşısı olmuştur.
•
“Kırk beş yıl sonra acaba ne kalmıştır” diye geçen hafta Kalecik’e uğrayıp, “Yukarı Çarşı’ya” çıktım. Ahilik anlayışının gereği yapılan dükkânların kapılarında kepenkler vardı.
Oysa burası kırk yıllık değil, yedi yüzyıllık bir Osmanlı çarşısıdır.
Şehri yönetenlerin ve yaşayanların, elbet kendilerince haklı sebepleri vardır lakin neden bir Beypazarı, Göynük veya Taraklı olmasın.
Kaymakamlığın yahut belediyenin bütçesi yetmeyebilir ama Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, “Bir şehrin tarihi nasıl ortaya çıkarılır ve hayata arz edilir” pekâlâ bilirler.
İlçenin yerel yöneticilerinden kimseyi tanımadığım için onlara bir diyeceğim yok. Belki planları projeleri de vardır ama tarih kayıp gitmekte.
Nefes darlığı çeken bir tarihin kurtarılması için Mehmet Özhaseki ve Melih Bey’e “imdat” diyelim.







