Bereketin düşmanı şükretmemektir
“Müslüman her kulun ömür ve rızık bereketinin anahtarı şükürdür” derler.
Müslüman bir kulda şükür yoksa ne çalışmasının ne kazancının ne ailesinin bereketini bulamaz ve sürekli şikâyetle yaşayarak; kendisine-ailesine-çevresine bunalım ektirip bunalım biçtirir. İsterseniz günümüze bu zaviyeden bir bakalım.
Söyleyenler güzel söylemişler, anlayanlar neyi nasıl anlar ve yorumlar bilemem ve artık öyle bir devirdeyiz ki, sosyal medya fıkıh âlimleriyle dolup taşmaktadır.
Bu sebeple yazılanları, söyleyenleri anlamak ve idrak etmek yerine; “Nasıl itiraz eder, karşılık verebilirim, farklı ne söyleyebilirim” gibi ön yargı ve peşin hükümlü bir girdaptayız.
Birbirimizi anlamamamızın, anlaşamamamızın; konuşmayı, diyaloğu tartışma olarak kabullenmemizin nedeni, işte bu girdapta boğulmamızdandır.
Sadece çalışmamızın, kazancımızın, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz ihtiyaçların bereketini kovmadık, sözün bereketini de kovduk.
Tartısız teraziye dönüştürdüğümüz hayatımızda sözün bereketi kalktı. Baba Eftâl’in:
“Ben, ben oldukça nasıl söz edebilirim senden. Ama ben, sen olur; sen de ben olursan, ikimiz biz oluruz” dediği gibi sözün bereketi için “ben değil, biz olmayı” yeğlemeliyiz.
•
Önce şahsımdan başlayarak; ömrümüzün, işimizin, kazancımızın, yediğimiz ve içtiğimizin bereketsizliği üzerine biraz muhasebe yapmak için seyahat intibalarımı aktarmak isterim.
Bayram öncesi Sabanca, Geyve, Taraklı, Göynük, Nallıhan, Beypazarı ve Ayaş üzerinden Ankara’ya seyahat ettik.
Anadolu’muzun her bölgesi bereketli topraklarla dolu! Topraklarımızın altı da üstü de bereketli. Yüzyıllardır ekilen hiçbir nimete “olmaz” demiyor.
Diğer dünya coğrafyalarını bilmem ama berekete ihanet edilmedikçe bu topraklarda ne insanlar ne hayvanlar aç kalmaz ve kalmamıştır.
Geyve’den Ankara’ya kadar yol güzergâhında; bahçeleri, bağları, tarlaları ve içinde çalışanları görünce, topraklarımızın ne kadar bereketli olduğuna şükürle şahitlik ettik.
Şahitliklerini şükür yerine şikâyetle donatanlar, şikâyetlerinin sebebinin; hırs, tamah ve kıskançlık olduğunu bilmiyor veya bilmek istemiyorlardır.
Böylelerin önüne kalbur kalbur altın konulsa, şükrü öteleyip şikâyeti merkeze aldıkları müddetçe, hiçbir şeyin bereketini bulamaz ve musibet üretirler.
•
Yol güzergâhında gördüğümüz tarlaların tahıl zenginliği yanında, esas araziler üzerindeki zenginlik dikkat çekiciydi.
İstanbul’da Ankara’da plazalarda oturup, ellerini kuru bir ota bile dokunmamış siyasetçilerle, kendilerini akil insan yerine koyup, hükümetin tarım politikalarını eleştirenler var ya keşke at gözlüklerinin esaretinden kurtulup, ayaklarını toprağa basarak memleketimizi gezip görebilseler.
Mesela Nallıhan ovası tahıl ambarlarının önemli merkezlerinden birisidir. Tarlalarda öyle güzel manzaralar vardı ki, devletimiz ve milletimiz adına büyük gurur duyduk.
Hemen her tarlada biçerdöverlerin yanı sıra peşinde gezen kamyonlar, kamyonların civarında son model güçlü traktörler ve tarlaya gidip-gelmek için binek otomobiller, harika manzara teşkil etmekteydi.
•
Ezcümle:
Ne demek istediğimi, çalışmanın tevhid inancıyla bir bütün olduğuna inananlar anlayabilir ancak.







