Bayramlar zarafet ve nezaket günleridir
Yazının başlığı yanlış oldu. Çünkü zarafet ve nezaket günleri bayram günlerine mahsus olmamalı. İnsanoğlu her daim zarafet ve nezaket halinde bulunmalıdır.
Siyah içerisine aldığım cümle de yanlış. Kendi yapmadığımızı, yapamadığımızı, yapmayacağımızı, öğüt veya nasihat olarak söylemek de doğru değil.
Kabul etsek de etmesek de pek çoğumuz bu yanlışı, “doğru imiş” gibi kabul edip, bir de savunma usulleri üretmekteyiz.
Bilirsiniz bu hususta ayeti kerimemiz var. Ayetler yahut hadisler üzerinde söz söylemeye her zaman edep etmişimdir ama yeri gelmişken sadece Saff Suresi 2-3. Ayetlerini hatırlatıvereyim.
-“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz”?
-“Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır”.
………………
Günümüz, fikir ve düşüncelerin, okyanuslar gibi dalgalandığı bir devir.
Hayatın hemen her noktasında, hepimizin çeşitli mevzularda fikir ve düşünce serdettiğimize ve serdedildiğine şahitlik ediyoruz.
Erdem sahipleri der ki:
“Fikir ve düşünceniz ne olursa olsun, içerisinde ahlak var mı yok mu önce ona bakmalı! Sonra size iyi geldiğini kabul ettiğiniz fikir ve düşünceleri anlatanlar ne kadar ahlaklıdır ayrıca ona da dikkat etmeli”.
İşte işin en zor kısmı burası!
Siyasetten ekonomiye, kültürden sanata, yalnız sanat derken; ahlaksız sinema, dizi, reklam ve sosyal medyadaki benzeri türleri yapan omurgasızları ve omurgasızlıkları sanat sınıfına almıyoruz. Sanat denilince insan olan herkesin aklına, ahlak kavramı başta olmak üzere insana dair hasletlerin anlatımı-sergilenmesi-anlatılması-gösterilmesi gelmelidir. Geçelim.
……………
Bayram günleri gönül alma günleriyse, -elbet öyledir- o vakit sohbeti gönül üzerine, iyilikler ve hayırlar üzerine sürdürmeli ve nezakete, zarafete dikkat etmeli.
Bundan sonra söze, zarafet ve estetikle yol verip, Üstad Necip Fazıl ile devam edelim:
“Zarafet ve estetik, en zaif olduğumuz noktalardan biridir… Biz İslam’ı şahıslarımızda kabalaştırıyoruz. Hâlbuki İslam, zarafet, incelik ve güzellik ölçülerinde de sonsuz ileridir...
Varlığın Tacı, (Peygamberimiz) bu bakımlardan da kâinatın en erişilmez insanıdır… Mücessem (elle tutulur gözle görülür cisim. H.Ö) nezahat, nezaket, nezafet timsalidir….
Hâlbuki bizde asırlar boyu birbirini takip eden ham din temsilcilerinin kabalıkları, saymakla bitmez. Ne gün; kılığımızdan, oturuşumuzdan, kalkışımızdan her tavır ve hareketimize kadar, insanı anlamanın biricik şartı olan zarafet, nezaket, incelik ve güzellik ölçülerini inşa edeceğiz?” Hadis mealinden:
-“Sevdiriniz, soğutmayınız; müjdeleyiniz, korkutmayınız; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız!”
………………
Üstadın harika tespitlerinin anlaşılmasına çok ihtiyacımız var. Zor da değil aslında. Sanırım benliğimizi nefsimizin kapısına bekçi edebilsek hallederiz gibi.
Bu hususu da üstad ile tamamlayalım:
“Nefisten başlayarak, her şeyi bu mihrak etrafında toplamak ve ebedi hayata yalandan inanmış değil, gerçekten bağlanmış insan sıfatıyla yaşayacağı ve öleceği yeri bilmek”…







