--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bayramın tek mevzuu vardı

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar,

Hâlâ uyuyanlardaki mahiyeti görsün.

Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar,

Tarihini okkayla satan milleti görsün.

Mithat Cemal Kuntay

Şairin de dediği gibi batılıların tarihi efsanelerle doludur. Efsanelerini yaşatmak için sanatın her çeşnisini kullanır ve gerçekmiş gibi anlatarak inandırırlar.

Bu efsanelerinden biri kaybolsa veya değiştirilmeye kalkılsa, kıyameti koparırlar.

Oysa bugün ünlü kütüphanelerinin raflarını, Cumhuriyetin ilk yıllarında okkayla satılan veya vagonlara doldurularak gönderilen tarihimiz doldurmaktadır. Geçelim.

Genelde bayramların ağırlıklı konusu, CHP zihniyetiyle yoğrulmuş din nefretçisi kesimlerin, bayram öncesi milletin değerlerine karşı yaptıkları ihanetler olurdu.

Bu bayram tek mesele vardı. Zaten başka bir mevzuunun dile geldiğini de görmedim.

İki yüzyıldır ülkemiz ve halkımız üzerine her türden saldırı düzenleyenlere parmak ısırtan ve onların halledemediklerini bir gece de bitirmek isteyen, devleti ve milleti, devletin ve milletin silahıyla bombalayan, kurşunlayan FETÖ terör örgütü konuşuldu.

Bir de şu görülüyordu. 15 Temmuz gecesi dimdik duran büyük milli heyecan, hâlâ diriliğini sürdürüyor, konuşurken aynı heyecan yaşanıyordu.

İşte bayram ziyaretlerindeki o sohbetlerden bir örnek:

Yaşı doksana dayanmış, çarıklı erkân-ı harbimiz şunları söyledi ve sordu:

“Savaş ve kıtlığın ortasına doğmuşum. Yokluğun ve yoksulluğun ne demek olduğunu benden daha iyi bilen kimse kalmadı, pek çoğu gitti, işte ben de gitmek üzereyim.

İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, hatta kötü Yunan bile devletin ve milletin üzerine habersiz böyle bombalar yağdırmamış, kurşun sıkmamıştı”.

Soruları:

“Bu kimseler, devleti ve milleti bombaladıktan sonra insanların yüzüne nasıl bakacak, ne diyeceklerdi?

Tekrar hangi milletle nasıl bir düzen kuracak ve kime neyi nasıl anlatacaklardı?

Millet direnip, devlet gücünü göstermeseydi kim bilir memleketi ne hale getirecek ve gavurların bir türlü teslim alamadıkları memleketimizi onlara teslim edeceklerdi”.

Ve sonra şu tespitlerde bulundu:

“İstiklal mahkemelerini bilir misiniz? Bu mahkemeler, asker kaçaklarını mahkeme etmek için kurulmuştu ama niyetleri başkaymış, pek çok din âlimini astılar.

Bakın size memleketinin ve milletinin bir yarasına merhem olmayan onlar gibilerin kendi topraklarına niye yabancılaştıklarını ve düşman olduklarını söyleyeyim.

-‘Eğer bir kişide vatanına bağlılık yoksa o kişi her türlü kötülüğü yapar’.

-‘Bir insanın ailesine bağlılığı, bir tüy gibiyse rüzgârın yönüne göre savrulur.

-‘Birtakım kimseler dinine bağlı gözüküp, İslam ümmetine karşı sinsice yaklaşıyorsa çok tehlikelidirler’.

-‘Kendilerinin olan melekelerini, başkalarına teslim edenler hem bu dünyada hem de öteki âlemde rezil olurlar.

Amel defterinde kendi aklıyla yapıp ettikleri değil, başkalarının istekleriyle yaptıkları yazılı olur.

Tabii böylelerini hiç millet ve devlet kabul etmez. 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle