Batının bataklığından kurtulmanın vaktidir
Türkiye Yüzyılının en önemli ayaklarından birisi, Batının bataklığından kurtulma vaktimiz olmasıdır.
Aklı eren ve erdiği aklını azıcık milli-manevi değerlerle ölçüp biçen her temiz insan bilir ki, Batı, Tanzimat’tan bu yana içimizdekilerle oluşturduğu bataklıkta bizi yaşamaya mecbur etmekte ve mücadelesini sürdürmektedir.
Yüzyıldır Batının uygulanabilen bu politikasından kurtulmak için artık vakit tamam olmuş demektir. Yüzümüzü Batıya döndük döneli başımızdan musibet eksik olmamıştır.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan ve Cumhur İttifakı, milli iradenin ortaya koyduğu kararlılıkla, mazisinden aldığı gücü birleştirip yeni bir yüzyıla adım atmıştır.
Bu fırsat kaçmamalı ve ihmal edilmemelidir. 14 ve 28 Mayıs milli zaferi sonucu, Batı mandacısı muhalefet ile Batının kendisi bir hayli sersemlemiş ve kendilerine gelememişlerdir.
Türkiye olarak yüzümüzü nereye dönmemiz gerektiğini milli irade göstermiştir. Müslüman milletlere dönülmesini kesin bir onayla işaret etmiş ve yol vermiştir.
Kafkaslardan Afrika’ya, Balkanlardan Orta Asya’ya, Orta Doğudan Arap Yarımadasına kadar yerkürenin neresinde Müslüman topluluklar varsa, hepsi de Türkiye’deki bu zaferden mutlu olmuş ve umutlu hale gelmiştir.
Haçlı Batı yıllardır gördüğü korkulu rüyadan nihayet uyanmış ve rüya değil, gerçek olduğunu görmüştür. Asırlardır sömürdükleri Müslüman milletlerin Batıya teslimiyetlerinin çürüdüğünü ve koptuğunu fark etmiştir.
•
Bugüne kadar Batı âlemi, derdi doğru teşhis edilmeyen hastaya yanlış ilaçlar vererek bütün bir Müslüman milletleri yeterince sömürmüş, bizi de sürekli şarampollere iterek kendimize gelmemize engel olmuştur.
Nihayet yolun sonuna gelinmiş ve Türkiye şarampollerde ezilip, büzülmeden ve sürekli tamir, bakım, restorasyon görmekten çıkarak, kendi kendine yetmeye başlamıştır.
Bu anlamda hükümetin her bir bakanının canını dişine takarak çalışacağına dair milletimizde büyük sevinç vardır. Sahada gözlem yapan herkes durumu görebilir.
Sözü Batıdan açmışken, Atilla İlhan’ın “Hangi Batı” kitabından şu ifadelerini paylaşmanın yeridir:
“Batılılaşmaysa, Türkiye’de emperyalizmin görülmesiyle ortaya çıkmış, müthiş bir aldatmacadır. Nasıl Tanzimat gerçekte bir çökertme hareketi olduğu halde kurtuluş gibi gösterilmişse, Batılılaşma da Tanzimat esprisinin olmazsa olmaz bir ögesi olduğu halde, kurtuluşun ikinci koşulu olarak ileri sürülmüştür.
Gerçekte Batılılık, emperyalizmin Türkiye’deki elemanları olan Levanten ve kompradorların, ‘enayi aydınlar’ aracılığıyla geliştirdiği, yaman bir sınıfsal araçtır.
Zira Batıcılık, Batılılaşma tezi, ülkemizde daima ‘egemen sınıfların’ ideolojisi olarak belirmiş, bu fikri, komprador Levantenler savunmadığı zaman, egemen bürokratlar savunmuştur.
Türk aydınlarının en büyük sıkıntısı, üretimi yürütenlerle ilişkisinin hanidir kopuk olmasından doğmaktadır. Bu kopukluğun nedeni, doğrudan doğruya, Batılılaşmak masalıyla uyutulan aydınların asıl toplumsal ortamlara yabancılaşmasıdır”.
Evet, aklın yolu birdir.
•
Ezcümle:
Milli iradenin tesisi için önce içeride, sonra inanç ortaklığı yaşadığımız Müslüman milletlerle ve ülkelerle iş birliğimizi güçlendirmekten başka çaremiz yoktur.







