Batı İslam’dan şunun için korkar...
Bu korkusu yüzünden yerküredeki bütün bir Müslüman ülkeleri, (İran hariç, çünkü İran onların asker ve fitne gücü) esaretleri altında tutmakta ve terör başta olmak üzere, tüm musibetlerini akıtmaktadırlar.
Korku ve endişelerinin sebebi şudur:
İslam âleminin kendine gelip, ümmet olma şuuruyla hareket ederek, Batı’yı tesiri altına alacağı korkusudur.
İşte bu tedirginlik sebebiyle, Müslüman ülkelerdeki “din kisveli hainleri” maşa olarak kullanıp, içte ve dışta sürekli terör estirmektedirler.
Hâlbuki insanlık ve devletler tarihi içerisinde kullanılan bütün maşalar, bir daha canlanmamak ve işe yaramamak üzere bertaraf edilmişlerdir.
Tarihlerin çöplüğü bunlarla doludur. İyiler ve iyilikler rahmet anılırlarken, maşalar lanetle hatırlanıp, lanetle anılmaktadırlar.
………………….
Dünyanın neresinde olursa olsun, “Ben de Müslümanım” diyen her şahsa düşen vazife; İslam’ın beş şartında birleşip, kardeşliğinin gereği dayanışma içerisine girebilmektir.
Eğitimden kültüre, tarihten ekonomiye, bir insana lazım gelen ne varsa, hepsini kendi değer yargılarımızla üretip alternatif olabilmektir.
İhtiyar dünyanın en genç ve dinamik nüfusu, İslam coğrafyasında ama Batı’nın ağına takılmış çırpınıp durmaktan kurtulamıyoruz.
Hiçbir Müslüman böyle bir zulmetin ve zalimliğin pençesinde yaşamamalıdır. Bunun için muhtaç olduğumuz güç inancımızda mevcuttur. Yeter ki, varlığımızın farkında olalım.
Kendimizden kopmuşuz, ruhumuzla bedenimiz arasına nifak ve fitne hâkim olmuş. Aklımızla gönlümüzü buluşturamıyoruz.
Nefsimiz, aklımızı sürekli aldatmakla meşgul. Gözle ve sözle “bir ve beraberiz” diyoruz ama birbirimizden ayrılır ayrılmaz, gönlümüz sözümüzden uzaklaşıyor.
Aklımız, kalbimize hicret edemiyor. Araya “enemiz” giriyor. “Olmaz” diyor. Oysa bizim inancımız sürekli içimize hicret ister.
İçimize yolculuk yapamıyoruz, nefsimizden imanımıza hicret edemiyor ve bin türlü musibetlerle karşı karşıya kalıyoruz.
Ruhumuzu gönlümüzle, gönlümüzü aklımızla donatıp, dünyayı önümüze değil, arkamıza aldığımızda, rüzgâr batıdan değil, doğudan esecektir.
Bir daha bu devrana dönmeyeceğimize inandığımız ve iman ettiğimiz gün, karşımızda hiçbir gücün durması mümkün değildir.
………………
Sosyal statümüz ne olursa olsun, kazancımız birbirimizden ne kadar eksik veya fazla olursa olsun; mevki, makam, şan, şöhret, ırkımız, dilimiz, inancımız ne olursa olsun, aynı bayrağı, aynı toprağı, aynı devleti benimsiyor ve sahipleniyorsak, büyük bir ortaklık ve birlik içerisindeyiz demektir.
Hiç olmazsa bu değerlerimizle bütünleşebilmeli ve terör başta olmak üzere ülkemize ve halkımıza karşı kurulan tuzaklara düşmeden defedebilmeliyiz.
Firavun, Kızıldeniz yarılıp da içine düştüğünde; “Musa’nın Allah’ına inanıyorum” diye bağırmıştı. “Aklın başına şimdi mi geldi” denildi.
Bugün Müslüman halkları; kan içine, acımasız bir savaşın içine sokan Batı’nın da elbette sonu böyle gelecektir.
İnsanlar kibirlenmesin, büyüklenmesin, acizliklerini bilsin diye Allah ölümü yarattı.
Evet, hangi zalim ölmedi, hangi mazlum ölmedi.







