Aşure Peygamberler Aşıdır
Bu ismi az bilinir. Az bilineni anlatalım isteriz.
Aşure Günü-Aşure Aşı-Aşure Tatlısı-Aşure Yemeği ve Selamet Çorbası olarak da bilinen Aşurenin bir diğer adı “Peygamberler Aşıdır”.
Aşure; binlerce asırdır mide doyurmaktan ziyade gönül doyurma ve kalpleri ısındırma aşıdır. Aşurenin tarihi Hz. Âdem (a.s.)’a kadar gider.
Kimi yazılı kaynaklarda aşurenin başlangıcının, Hz. Nuh (a.s.) devrinden bu tarafa olduğu yazılıdır.
Nereden ve hangi tarihten başlarsa başlasın aşure, birlik ve beraberliğimizin çimentosudur ve devam etmelidir.
Rivayetlere göre; Nuh (a.s.) zamanında meydana gelen büyük tufan sonrası suların çekilmesiyle, Nuh (a.s.)’ın gemisi, Cûdî Dağı’nın üzerine oturur.
Bilenler bilir bilmeyenler için hatırlatalım:
Cûdî Dağı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Türkiye-Irak sınırına 15 km uzaklıkta, Dicle Irmağı’nın kıyısında bulunan Cizre ilçemizin 32 km kuzeydoğusunda, Şırnak ilimize 17 km. mesafededir.
Cûdî Dağı, dinler tarihi ve bilhassa İslâm dini bakımından önemlidir.
Zira Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Nuh’un gemisinin tufandan sonra Cûdî Dağı’na oturduğu belirtilmektedir. Bu konudaki ayetin meali şöyledir:
-“Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî’ye oturdu ve Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun” denildi. (Hûd 11/44)
Bizim kadim kültürümüz ve inancımıza göre Nuh (a.s)’ın gemisinden kurtulan ve gemide kalan erzaklar ile aşure pişirilmiş olduğudur.
Ayrıca aşure gününün bir başka önemi de Hz. Hüseyin Efendimizin şehadeti sebebiyle Muharrem ayının 10. gününde aşure pişirilmesi ve dağıtılmasıdır.
•
Bir de kısaca Osmanlı İstanbul’unda Aşure gününe bakalım.
Aşure günü ve aşı, Osmanlı Devleti’nde hiçbir padişah tarafından ihmal edilmemiş ve bizzat sarayda aşure pişirtilerek halka dağıttırılmıştır.
Helvacıların nezaretindeki aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanan aşure, Muharrem 10’undan itibaren “aşure testisi” adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle ikram edilirmiş.
Anadolu’da ise varlıklı aileler ve esnaf teşkilatları tarafından pişirilen aşure; sebilciler, tablacılar ve yemek dağıtıcılar vasıtasıyla şehrin en ücra köşesine kadar ulaştırılarak, halka ikram edilirmiş.
Devlet-i Aliye’nin Topkapı Sarayı’ndaki günleri sona erip Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı’na taşınmasıyla da aşure dağıtma âdeti devam etmiş, saray mutfaklarında büyük kazanlarla pişirilen aşureler, Muharrem ayının 10. gününde dualar ve törenlerle dağıtılırmış.
Ayrıca yine yüzlerce vakıf da aşure pişirterek dağıtım yaparmış. Onlarca imarethanede Muharremin 10’unda aşure pişirilerek dağıtılır ve İstanbul halkından yememiş kimse kalmazmış.
O günleri anlatan seyyahlar şöyle not düşerler.
“Sadece aşure mi? Elbet değil. Aşurenin yanı sıra sebil şerbetler, sütler, memba suları, kurban etleri ve benzeri yiyecek ve içecekler de dağıtılır; dualarla, Yasin-i Şeriflerle ve Fatihalarla şükür ve hamd edilirdi”.







