--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Aslını İnkâr Köksüzlüktür

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
2

 

Dünyanın hangi milletinden olursa olsun, eğer bir kimse; doğduğu topraklara, ebeveynlerine, şeceresine aidiyet duymuyor, sahiplenmiyor ve psikolojik bir rahatsızlık örneği olan “Ben bir bireyim” diye inat ve inkârda bulunuyorsa, bir köksüzlük yaşıyor demektir.

Bir kere insan başıboş yaratılmış bir varlık değildir, hatta hiçbir yaratılan varlık başıboş değildir. Önce bu hususta kişinin kendisiyle bir muhasebe yapması gerekir.

İnsan olma şerefini; ailesinde, inancında, değer yargılarında, geçmişinde aramak yerine, kurtuluşunu yabancı ideolojilerde aramak, araz bir durumdur ve tedavisi yoktur.

Üzerinde yaşadığı topraklara ve içinde yaşadığı millette karşı güya “aydın” yaftasıyla, özellikle eğitimde milli ve manevi değerlere karşı bir köksüzlük örneği sergileniyor.

Kirli ve karanlık dilleriyle, kör kuyularda ürettikleri fikir ve düşünce zavallısı kişi ya da kişiler; devletimizle-milletimizle bağlarını koparmış, serseri mayın gibi nerede nasıl ne şekilde musallat olacakları belli olmayan emperyalizmin uşakları yine zıplamaya başladılar.

Haçlı Batıya özenmekten ve onlar gibi inançsızlık gayyasında boğulma heveslerini amansız bir şekilde sabitleyerek ve dondurarak sürdüren bir kısım Batı öykünmecileri ve özlemcileri, Tanzimatçı atalarının kısır ve köksüzlüklerinin çukurunda çırpındıklarını ve milletten koptuklarını bir türlü idrak edemiyorlar.

Milletimizin inanç merkezli kültürel değerlerini küçümsüyorlar, Haçlı Batının kültür emperyalizmini tapınırcasına savunuyorlar. Ne karmaşık bir zihin yapıları var.

İşte tam bu noktada Attila İlhan’ın şu ifadesine yer vermek icap ediyor:

“Kültürde ve sanatta Batılılaşmaya kalkışmak, aslında üstyapıda, altyapıdan bağımsız köklü dönüşümlere kalkışmak demek değil mi? O kaşkaval (tekerlek şeklinde peynir) toplumcularımız niye böyle olmayacak bir duaya âmin derler acaba”? Geçelim. 

Nuri Pakdil de bu kategoriye girenleri şöyle tarif ediyor:

“Ruhsal açlığını gideremeyen insanın zihni tembelliği arttıkça, konforizmin insan üzerindeki yıkımı çoğalacaktır”.

Üstadın dediği gibi bugün ülkemizde milletine ve devletine aidiyet duygusunu düşmanlık duygularıyla değiş tokuş edip pazarlamış kimselerin ruhları ve beyinleri, kapitalizmin ve konforizmin kirli sularında yüzmektedir.

Nuri Pakdil ile devam edelim:

“İngiltere, evrensel konumumuzu parçalayıp, Osmanlı Devleti’ni paylaşmak isteyenlerin başında yer almıştı. Darası alınmamış bir hüküm olarak; İngiliz’in yurdu; ‘nifak’ çıkaracağı her yerdir.

Osmanlı Devleti, dünyanın dengesini sağlıyordu. Bu denge bozulmadıkça, Avrupa devletleri, Doğu’nun, Ortadoğu’nun, Afrika’nın kaynaklarını rahatlıkla sömüremeyeceklerdi. Bunun için İngilizler, Fransızlar, Ruslar, Almanlar az mı oyun ettiler bize”?

Üstad yine önemli bir noktaya parmak basmış. Peki, Tanzimatçıların ve bunların yetiştirmelerinin bunlardan geri kalan bir tarafı var mı? Hatta dün ve bugün? Yok!

Ezcümle Pakdil’den:

“Batıcılık “ulusumuzu yabancılaştırma” girişimlerini kapsayan kabarık bir dosyadır. Bu dosya açılmalı.

Bütün belgeler ortaya dökülmelidir. Bir ulus, kendi uygarlığından, kendi tarihinden, bu kadar kolaylıkla koparılamaz”. 

 

Yorumlar

(2)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Muhammet

29 Aralık 2023 09:34

Hocam insanın aslı iman yada küfürdür. Gerisi boş laf. Seytanın oyalama ve insanları birbiriyle çekistirme yolarından biride kavmiyet ve soy bağı, bu tükenmez bir fitne yakıtıdır.

Okur

29 Aralık 2023 05:39

Arap mı olalım. Türküz biz.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle