Aslanlar Kendi Tarihini Yazmadıkça
Önceki gün TRT World haber kanalının yayına başlaması münasebetiyle, Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında bir Afrika sözüne yer vermişti.
“Aslanlar hikâyelerini yazmadıkça, avcıların hikâyelerini okumak zorundayız” diyerek “Kendi hikâyemizi kendimiz yazmalıyız” demişti.
Dünyadaki milletlerinin tarihleri arasında şöyle kısa bir seyahat edecek olursak, yeryüzünde kendi hikâyesini, kendi tarihini, kendi emeği ile yazan ve yazdıran bir millet olduğumuz hemen görülebilir.
Dünyanın geçici olduğu ve esas öteki âlemin ebedi oluşuna inancımız sebebiyle, dünyaya bağlanmak yerine, ahirete yatırım öncelikli tarihimiz ve hikâyemiz, halen örnek olarak anlatılmaktadır.
¥
Yaklaşık 100 yıllık bir aradan sonra devlet ve millet olarak yeni bir tarih yazılıyor.
Biz tarih yazdıkça, FETÖ, PKK ve diğer tüm terör örgütlerinin besleyicisi ve planlayıcısı olan AB ülkelerinin havlamaları, çemkirmeleri ayyuka çıkarıyor.
Demek ki, hâlâ “Hilal’imize” olan kin ve öfkeleri dinmiş değil, anlaşılan o ki, dinecek gibi de değil.
Oysa millet olarak bizim karakterimizin en önemli tarafı, “bağımsızlık” genimizin hâlâ dipdiri ve canlı oluşudur.
İki bin yıllık tarihimizde bağımsızlığımıza asla halel gelmemiş, getirmek isteyenler de derslerini almışlardır.
¥
Yirmi iki milyon kilometrekareyi içine alan ve hudutları bir yandan Atlas Okyanusu, bir yandan Hint Okyanusu ve Baltık Denizi’ne, diğer taraftan Akdeniz’i kucaklayan, Karadeniz’e ise bütünüyle hâkim olan Osmanlı Devletinin hudutları, “vatan ve iman teknesi” içerisinde, bağımsızlık karakteriyle çizilmişti.
Sırtlarını teröristlere dayayarak bize ahkâm kesen, ihtiyarları bakımevlerinde, gençleri uyuşturucu barınaklarında pinekleyen AB ülkelerinin geçmişinden bir örnek.
Samiha Ayverdi şöyle anlatır:
“Kanuni devrinde Türk askerine verilen çizmeler bir seneden fazla giydirilmezdi.
Muayyen zamanda her yılın yeni çizmeleri orduya verilince, eskiler de toptan Avrupa’ya ihraç edilir ve garplılar, bizimkilerin pabuçlarını kapışarak alırlardı”.
İçini düzeltememiş, sözüne de sabır ekememiş aceleci kimseler şunu diyebilirler:
“Biz Avrupa’ya muhtaç hale gelmedik mi?” Geldik. Kim getirdi, hangi zihniyet getirdi? Soruların cevabını namusluca veren herkes hakikati görebilir. Geçelim.
¥
II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi ve peşinden başlayan iç kargaşalarla birlikte, dokuz ayrı cephede savaşlardan bu yana ciddi bir enkaz üzerinde varlığımızı, birliğimizi, medeniyetimizi yaşatmaya ve muhafaza etmeye çalışmaktayız.
Ne zaman kendimizi toparlayacak olsak; darbe, muhtıra, kargaşa, terör ve bunların toplamı olan Haçlı entrikalarıyla boğuşmaktayız.
Bizim yerimizde hangi millet ve devlet olsaydı, çoktan iflas bayrağını çekmiş ve bağımsızlığını teslim etmişti.
Elhamdülillah 15 Temmuz’da millet ve devlet olarak yeniden doğduk.
Haçlılar tam bir ölüm ve teslimiyet beklerken, hiç ummadıkları şekilde karşılarında güçlü bir devlet ve millet buldular.
Velhasıl artık tarihimizi avcılar değil, aslanlar yazıyor.







