--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Arslanköy Mücadelesinin Sonu

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk

Aslında bu mücadele, Edirne’den Kars’a, Anamur’dan Sinop’a kadar topraklarımızın her karışına, dini ve milli değer yargılarıyla sahip çıkan insanlarımızın mücadelesidir.

Milli Şef dönemini vicdan merkezli bir adalet duygusuyla inceleyen her ferdimiz, Türkiye’nin o yıllarının çok karanlık ve harabat seneler olduğunu pekâlâ görebilir.

O azap yıllarının yüzlerce yaşanmış vakasından olan Arslanköy davasının sonu kaynaklarda şöyle anlatılmaktadır:

Dava bütün yurtta ses getirir. Kenan Öner, Samed Ağaoğlu, Refik Şevket İnce gibi DP’li isimler köylülerin avukatlığını üstlenir.

Dava için 92 sanık ve 100’ü aşkın tanık, Mersin’den Konya’ya kalabalık bir vatandaş topluluğu tarafından uğurlanır.

Duruşma günü geldiğinde yüzlerce avukat davaya müdahil olur. Duruşmadaki ilk ifade, Silifke’den köye gelen askerler arasında bulunan yedek subay Mehmet Çağlar’ın beyanıdır.

Yedek subay Mehmet, konuşmasında yüzbaşının ifadelerinin doğru olmadığını, “köyde bir isyan hali görmediğini, köylülerin kendilerini iyi karşıladığını” söyler.

Sanık sandalyesinde ise sekiz aydır tutuklu bulunan Ümmü Kut, Fatma Keçeli, Maviş Aygöz, Elif Bozdoğan, Halime Yıldırım ile iki küçük yavrucak vardır.

¥

Tanıklardan ilk söz Ayşecik adlı hanıma verilir ve şunları söylediği kaydedilir:

-“Dokuz çocuğum var, beşi bakıma muhtaç, onları eve kilitleyip geldim. Biz savaşta düşmanla gırtlak gırtlağa boğuştuk nasıl devletimize isyan ederiz” diye olup biteni anlatır.

İsyanla yargılanan Fatma Keçeli’nin de kucağında bebesiyle şöyle dediği bilinir:

-“Olaydan iki gün evvel kucağımda gördüğünüz bu yavruyu doğurmuştum. Lohusalık beni sarsmıştı. Değil odamdan, yatağımdan dahi çıkacak halde değildim. Bu durumda bir kadın nasıl olur da silahlı jandarmalarla boğuşur” deyince hâkim sorar:

-“Peki, seni neden bu işe karıştırdılar?” Cevap sadedir:

-“Görümcemin kocasını Demokratlar muhtar seçtiler. Suçum demokrat muhtarın akrabası olmamdır.”

Sırasıyla söz alanlardan arasında Zeynep hatun vardır ve şunları söyler:

-“Eski muhtar Tahir’in elinden yanmıştık bize etmediğini bırakmadı. O gün yüzbaşının eline ayağına kapandık. Dinlemediler hepimizi itelediler, üzerlerimize silahla yürüdüler. Biz köyümüzde silah seslerini Fransız işgalinde bile işitmemiştik.”

Elif kadın söz alarak ayağa kalkar, bebeği koltuğunun altındadır ve hâkime beklenmeyen soru soruyu sorar:

-“Hâkim bey, rey demek ırz demektir. Soruyorum sana, cevap ver, ırzımızı mı teslim edek, oyumuzu mu teslim edek” dedikten sonra boynunu göstererek, “idama kadar yolu var” der ve yerine oturur.

¥

Böylece CHP’lilerin kurduğu “toplu isyan tezi” çöker. Kadınlar ilk celsede tahliye edilir ve 26 sanığa 6 ay hapis cezası verilir. Davanın sonucu ise Haziran 1948 yılında açıklanır.

Ezcümle:

CHP’nin tek başına yahut koalisyon yılları, bütün yönleriyle noktasına, virgülüne kadar incelenebilirse, hiç bilinmedik bir yakın tarihimiz olur. 

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle