Arsızlıkla hangi başarı kazanılmıştır!
“İnsan yüzlü nice şeytanlar vardır; o halde böyleleriyle el ele vermek uygun değildir”. Mevlana Hz.leri Mesnevi 1/316.
Eskiler arsızlığın tarifini “ar damarının çatlaması” olarak yaparlar. Ar damarı çatlamış kimselerin insani hiçbir değer yargısı olmaz, şeytana yoldaşlık ederlermiş.
Ar sahibi kimselerin illa da Müslüman olması lazım gelmezmiş. Müslümanlık dışı herhangi bir inanca veya odun parçasına bile inanmayı bilen kimseler ar sahibi olabilirlermiş.
Çünkü “inanma” melekesi insana Allah tarafından verilen ilk nüvelerden birisiymiş. Bu hakikati sadece Müslümanlar söylüyor değilmiş. İnsanın yaratılışını bilen diğer inançlara mensup ilim insanları da beyan ederlermiş.
İşte “ar damarı”, “inanma” melekesinin kapısıymış. Bu kapı zarar gördüğünde, hasara uğradığında, kişideki “inanma” melekesi de zamanla yerini şirk ve isyana bırakırmış.
Velhasıl aklıselim sahibi herkes, siyasetten klasik medya ve sosyal medyaya kadar tüm sahalarda, kimlerin ar sahibi, kimlerin arsız olduğunu görmekte ve bilmektedir.
•
Meseleyi uzatmadan çalıyı dolanmak iyidir. Çünkü kalbi ile dili arasına fitne-fesat ve münafıklığı yerleştiren kimselerin şerrinden emin olmak lazım gelir.
Böylelerinden uzak kalmak, insanın yaratılış fıtratına samimiyetinin gereğidir. Yaratılış gayesini bilenler zaten mesafeli durur ve korurlar.
Ehli irfan sahibi büyüklerimiz derler ki:
-“Münkir ve münafıkların sözlerine ve işlerine kanmamak için ‘basiretli mümin’ olmak hazım. İman da basiret de bilgiyle güçlenir. Müminler küfrün kaynağını bilmelidir”.
İşin garibi, bu hal anlaşıldığı halde anlaşılmıyormuş gibi yaparak her türden münafıklık alameti sergilendiği günlerdeyiz.
Nifak ve fesadın kaynağı bilindiği halde bilmezden gelmekteyiz! Neyse arsızlardan değil de ar sahiplerinden söz edelim.
Ar sahibi kimseleri tarif edersek, arsızların hal ve gidişleri de ortaya çıkar. Böylece arsızlar üzerinde durarak zihnimizi kirletmemiş oluruz.
Arlı kimseler, öncelikle her daim hal ve hareketlerinin kayda geçtiğini ve günü geldiğinde tüm hareketlerinin şahit olarak kendisine gösterileceğine inanır.
Âlimlerimiz bu inancın adına “Amentüye iman” demekte ve Amentüye iman edenleri disipline eden özellikleri şöyle sıralamaktadırlar:
-“Allah’tan korkarlar. Bu yüzden ellerinden, dillerinden kimseye zarar gelmez. Açıktan veya gizliden topluma ahlaksızlık yaymazlar.
-Helali-haramı bilir. Helal-haramı sadece yiyeceklerden ibaret saymayıp; sözlerinden, beden dilinden, yazdıklarından, okuduklarından, seyrettiklerinden de sorumludur.
-Yenilen haram vücuda hastalık yayarken; sözle, gösteriyle, beden diliyle yayılan haram da beyni çoraklaştırır, zihni domura uğratır”.
•
Ezcümle:
Kendimize soralım:
Şimdi haramı-helali bilen insanlarla mı birlikte olalım. Yoksa bütün bunların tersini işleyerek dini ve milli değerleri iflas etmiş kimselerle mi olalım?
Cevap bilgelerimizden gelsin:
“Şeytan, dost tuttuğu kimseleri, insaf-vicdan ve akıl sahiplerinden ayırır, sonra ardından gitmez, bu sefer tam karşısına geçerek mahvına çalışır”.







