Arşivciliğimizin Yüzyılı (1846-1945)
Arşivler, devletlerin devamlılığı açısından ülkelerin belkemiği, milletlerin kaybolmaması gereken hafızasıdır. Milletler bu hafızalarıyla geleceklerini inşa ederler.
Bugün dünya üzerinde sömürülen yahut uzun yıllar işgal altında kalmış ülkelerin/ milletlerin arşivleri, sömüren veya işgal edenlerin zihniyetlerince düzenlenmiş, o ülkelerin/toplumların tarihi de bu arşivlere göre yazılmıştır.
Devlet ve millet olarak benzeri bir arşiv kazasına biz de uğramıştık. 14 Mayıs 1950 yılına kadar Osmanlı arşivleri, devrin siyasi zihniyeti tarafından dünyanın çeşitli ülkelerine satılmış yahut gönderilmişti. İçeride de pek çok imhalarda bulunulmuştu.
14 Mayıs 1950’den sonra Osmanlı ve Cumhuriyet dönem arşivlerinin serencamını bilemiyoruz ama Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, emaneti ehil ellere teslim etmesiyle kaybolan hafızamıza yeniden kavuşulmuş ve dünyanın gıpta ettiği bir kurum olmuştur.
Elde kalan belgeler, teknolojik imkânlar kullanılarak derlenmiş, toparlanmış, Avrupa ile dünyanın diğer ülkelerindeki belgelerimiz karşılıklı anlaşmalarla getirtilerek, devletimizin devamlılığına, milletimizin hafızasına armağan edilmiştir.
•
İşte bu hafta tanıtacağımız, “Arşivciliğimizin Yüzyılı (1846-1945)” isimli eser, “Devlet Arşivleri Başkanlığını yürüten Prof. Dr. Uğur Ünal’a ait.
Türk Tarih Kurumu Yayınları arasından çıkan “Arşivciliğimizin Yüzyılı (1846-1945) isimli çalışma, Türk arşiv ve arşivciliğinin en mufassal ve kapsamlı eseridir.
Kitabın muhtevasına dair bilgileri, Prof. Dr. Uğur Ünal’ın kaleminden okuyalım:
“Bugüne kadar arşiv tarihimizle ilgili vesikalar bir araya getirilip tasnif edilemediğinden, arşiv tarihimiz ve arşivciliğimizin gelişimine ilişkin Türkiye’de sınırlı sayıda eser ortaya konulabilmişti.
Yeni tasnif edilmiş on binlerce belgenin yanı sıra yerli-yabancı literatürün titizlikle ele alınması sonucunda hazırlanan bu kitapta ise sadece Osmanlı’nın ilk arşiv teşkilatı “Hazine-i Evrakın” kuruluşundan (1846) Arşiv Umum Müdürlüğünün ilk yıllarına (1945) kadar geçen yüz yıllık bir kesit ele alınmamıştır.
Ek olarak Türk ve dünya tarihinin erken dönemlerinde arşivcilik sahasında değerlendirilebilecek gelişmeler ile 20. yüzyıl başlarına kadar dünya arşivlerinin genel durumu hakkında bilgiler de sunulmuştur.
Eser incelendiğinde; devlet geleneği sayesinde hem Osmanlı’nın hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî belgelerini büyük bir özenle oluşturdukları ve belgenin muhafazasına da önem verdikleri anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte ilmî tarih yazımının en mühim kaynaklarından olan arşivlerin Türkiye’de çeşitli nedenlerden dolayı uzun yıllar ihmal edildiği ve tasnif faaliyetlerinin gecikmesinden kaynaklı Türk tarihinin temel kesitlerinin belgelere dayalı olarak yazılamadığı tespit edilmektedir.
1931 yılında Sultanahmet Mahzeninde yer alan ve Bulgaristan’a satılan tarihî evrak ile arşivlerimizin yaşadığı birçok sıkıntı ayrıca bunların çözümü hususunda atılan adımlara eserde etraflıca yer verilmektedir.
Yine muazzam bir belge hazinesi olan Osmanlı Arşivinin sadece Türklerin ve Müslümanların değil, aynı zamanda Osmanlı coğrafyasında günümüzde kurulmuş olan 40 civarındaki bağımsız devletin de arşivi olduğu görülmektedir”.
•
Ezcümle:
Prof. Uğur Ünal’a teşekkürler. Tarihini bilmeyenlerin coğrafyasını başkaları çizer.







