Anadolu İrfanı
Bu hafta tavsiye etmek istediğimiz kitabın elimdeki nüshası, Mostar Yayınlarından çıkan, Savaş Ş. Barkçin’in “Anadolu İrfanı” isimli eseri.
Savaş Ş. Barkçin, inandığı değerlerin insanı olma mücadelesi veren ve bu sebeple de pek çok dünyevi makam ve mevkileri terk eden bir mütefekkirdir.
Yazılarıyla, konuşmalarıyla, insanların maddi çıkarlarına değil, manevi çıkarlarına hizmet etmekte ve bu uğurda; okuduğu-araştırdığı-bildiği-gördüğü-duyduğu ve yaşadığı kadarıyla hayatı, irfani bir çerçevede ele almaktadır.
Söz buraya gelmişken, aslında hepimizin farkında olduğu bir gerçeği dile getirmeli.
Malum; siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel bir savrulmanın -özellikle muhafazakâr kesimde- zirvesindeyiz. Hem öyle bir savrulma ki, pek çoğumuzun yaptığı gibi; savrulduğumuzu bile bile, savrulmadığımızı savunmanın acziyeti içindeyiz.
Oysa toplum hayatı, düzen ve istikrarı sağlayan kurallara dayanır. Bu kurallar, bizim toplumumuzda dinimizin gereğidir, diğer toplumlarda da kendi inançlarının çerçevesindedir.
Yine her toplumda kuralların kaynağı, belirsizlikleri gideren bir inanca bağlıdır. Bu inanç, sosyal hayatı düzenler ve bir ahlak nizamı doğurur.
İnanç, insanın kendi varlığına, içinde bulunduğu doğaya, kendi hayatı ile doğa arasındaki ilişkiye anlam verme ihtiyacını karşılar.
İnsan belirsizlikler içinde hayatını sürdüremez. İnsan; emin, düzenli, anlamlı bir hayat sürebilmek için, belirsizlikleri gidermek zorundadır. Bunu bir inanca bağlanarak yapar.
İnanca bağlı olarak gelişen ahlak nizamı, insanların ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Kuralları doğuran kaynak, toplumun üyelerinin paylaştığı inanç temellidir.
Bizim toplumumuzda ise bu kuralları doğuran kaynakların başında irfan kültürümüz gelmektedir. İrfan kültürü, sağlıklı bir hayat düzeni oluşturmak için inanç sistemimizden damıtılmış insanı imar eden değerler bütünüdür.
•
Neyse sözü daha fazla uzatmadan ehline bırakalım. Savaş Ş. Barkçin kitabına “Anadolu İrfanı Nedir” sorusuyla başlıyor ve şunları söylüyor:
“Bu kısma bir tavzih (açıklama) ile başlamak gerekiyor. Genelde ‘irfan’ ve özelde ‘Anadolu İrfanı’ deyince toplumumuzda hemen bazı yaygın klişeler harekete geçiyor. Öncelikle bunları düzeltmek gerekiyor.
Anadolu, bugün anladığımız bölge değildir. İrfan belirli bir coğrafyaya has değildir. İrfan sadece belli sınıflara, mesleklere has değildir.
Her yerde, her işte, her insan tabakasında bulunur. İrfan sadece seçkinlerin değil, herkesin yoludur.
İrfan sadece belli sanat dallarına veya edebiyat kollarına has değildir. Hayatın tamamında kendini gösterir.
İrfan yazıya, şiire, kitaba yansıdığı gibi günlük hayatın içinde de şeffaf bir şekilde yaşanır. İnsanlarda, mekânlarda, usullerde, edep ve erkânda, toplumsal teşkilatlarda içselleşmiştir”. Devamı kitapta!
•
Ezcümle, Niyazi Mısri’den:
“Savm-u sâlât-u hac ile sanma biter zahid işin,
İnsan-ı kâmil olmaya lazım olan irfan imiş”.
Sanırım anlaşılmayan bir şey yoktur. Savrulma meselesini bu iki mısraı çerçevesinde bile tefekkür etsek yeridir vesselam.
Eser hakkında: [email protected]







