Altını mı Düşmanı mı Çok Seversiniz
Bu nasıl soru, tabii ki, “altın” diyenlerimiz olabilir. Bence acele edilmese iyi olur.
Sorunun cevabını Nizamü’l Mülk’ün Siyasetname’sinden hatırlatalım:
Günlerden bir gün Horasan Vali ve Serdarı Emir Ebu Ali İlyas, fazilet sahibi, âlim ve Allah dostu bir zat olan Ebu Ali Dakkâk’ın huzuruna giderek, kendisine bir nasihatte bulunmasını ister:
Emir’in bu isteği üzerine Ebu Ali Dakkâk’ın ilk sorusu şöyle olur:
- “Sana bir şey sorsam samimiyetle cevap verir misin” der.
Ebu İlyas: “Tabii ki veririm” deyince, Ebu Ali Dakkâk:
- “Peki, söyle bakalım, altını mı yoksa düşmanı mı daha çok seversin” diye sorar.
Ebu Ali İlyas: “Altını daha çok severim” der.
Ebu Ali Dakkâk: Öyleyse nasıl oluyor da o kadar çok sevdiğin altını bu cihanda bırakıp gidiyorsun da hiç hazzetmediğin düşmanını ahirete kendinle götürüyorsun” diye sorar.
Ebu Ali İlyas’ın gözleri dolar ve ağlamaya başlar. “Çok yaman bir öğüt vererek gaflet uykusundan uyandırdın beni” deyip huzurdan çekilir.
•
Ünlü bir söz vardır:
“Mezarlıklar kendisini vazgeçilmez zannedenlerle doludur” diye. Bu vazgeçilmezlerin içerisinde kim bilir kimler vardır.
Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bu dünyaya kim gelmişse, “geldiği hâl” ile gitmiştir. Yakın tarihimizde kendisini vazgeçilmez zanneden nicelerini gördük.
İnsanı insan eden zenginliği, malı-mülkü, parası-pulu altını değildir. Bunu hepimiz böyle biliriz de yine de altından, maldan-mülktün vazgeçemeyiz.
Garip bir durum! Bu halimizi kimse izah edemiyor. Hakikat gün gibi aşikârken malın-mülkün bu dünyada kalacağı bilinirken, yine de mal-mülk yüzünden düşmanlıkların haddi hesabı bitmiyor.
Burada insanın en çok garibine giden de ne yazık ki, Müslümanlığı önceleyen aileler arasındaki mal-mülk hırsı sebebiyle, Allah’ın yasakladığı ne kadar fiil varsa hepsinin işleniyor olması ve birbirlerine husumet beslemeleridir.
İnsan işte o vakit soruyor.
- “Bu insanoğlu nasıl bir varlıktır ve bu dünyaya nasıl tapınmaktadır ki, iman ettiği, inandığı hatta amel bile işlediği İslam’ın emirlerine bir türlü uyum sağlayamamaktadır”?
Bunları yazınca bir kısım insanlar, sanki benim böyle dertlerim var da onlara dair mesajlar verdiğimi sanıyorlar.
Allah’a binlerce şükür ki, ne anamdan ne babamdan kalan bir şeyim yok. Kimseyle de mal-mülk müşkülüm yok. Ne miras beklentim var ne de bırakacak bir malım-mülküm.
•
Ezcümle:
Nizamü’l Mülk Siyasetnamede de söylendiği gibi altını sevenler, bu cihanda bırakıp gidiyor, üstelik belki de hiç sevmedikleri insanlara bırakıp gidiyorlar ama düşmanlarını-düşmanlıklarını ve yapıp ettiklerini ahirete götürüyorlar.
Şöyle üç-beş göbek ötemize giderek geniş ailemizden çekirdek ailemize doğru bir yolculuk yapalım. Kimler ahirete nasıl göçmüş ve halen nasıl hatırlanmaktalar?







