Aklımızı ve Kalbimizi Sömürgeden Kurtarmadıkça
Kendimizden ve İslam âleminden şikâyet etmek işin en kolay kısmıdır. Sanki şikâyet edince pek çok şey düzeliyormuş gibi hareket ediyoruz. Şimdi benim de yaptığım gibi.
Şikâyet etmek şekvada bulunmak; çaresizliği, tembelliği ve nemelazımcılığı içinde barındıran bir durumdur. “Elimizden başka bir şey gelmiyor” diye kaçmayı seçmektir.
Çaresizliğe sığınarak ve utanarak şunları söylemek istiyorum.
Bugün 28. gün. Zalim İsrail; Filistin halkının üzerine bombalar yağdırıyor, binlerce insan öldürülüyor, Batı gözü dönmüş domuzlar gibi sürekli destek verirken, İslam âleminden cılız sesler çıkıyor ve laftan öte bir şey yapılamıyor.
Bu İslam âlemine ne oldu? Niye bu kadar köleleşti? Bu nasıl bir sömürgeleşmek? Zihni-fikri-akli ve kalbi sömürgeleşmekten neden kurtulamıyoruz?
Soruları çoğaltabiliriz elbet ama bir faydası olmaz. Anlamsız ve acımasızca sürüp giden nemelazımcılık nasıl bir ruh halidir Allah aşkına!
Türkiye de olmazsa, başımızda Cumhurbaşkanı Erdoğan da olmazsa, Allahu âlem, biz de diğer İslam ülkelerine döneceğiz.
Rabbime şükür ki, nüfusumuzun büyük kısmının hâlâ amentüsü sağlam ve aynı inancı paylaşan ve paylaştığının da arkasında duran hükümetimiz ve siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarımız bulunmaktadır.
•
Mesela adı “İslam İşbirliği Teşkilatı” olan bir kuruluş var ve temsilcilerinin her birisi Müslüman. Bu nasıl Müslümanlıktır? Hiç mi yapabilecekleri bir şey yok?
Bu teşkilat yahut diğer İslam ülkelerinin liderleri; akıllarını, kalplerini Batının sömürgesinden kurtarmadıkça, sıranın onlara da geleceğini göremiyorlar mı?
Müslüman olmanın sorumluluğunu bilmeyen bu liderler yahut kadroları, köleliği efendilik zannederek kendilerinin efendi olduklarını düşünüyorlarsa, çok yazık.
Bir dönem geçmişte olduğu gibi, R. Tayyip Erdoğan’ın iktidarından önceki yılları hatırlayalım. İç ve dış meselelerde devlet yöneticileri, sürekli Batı’nın ağzına bakarlar, “Batı ne diyecek acaba” diye koltuklarında pineklerlerdi. İşte bu tam bir kölelikti.
Bugün İslam İşbirliği Teşkilatı ve halkı Müslüman olan ülkelerin liderleri de aynı kumpasın altında inim inim inlemelerini özgürlük sanmaktalar.
•
Bir zamanlar İslam âlemi; ilimde, ahlakta, teknikte, medeniyetin hemen her yönünde dünyanın efendisi iken, şimdi düşülen hale bakıp da utanmamak elde mi?
Yine bir devirde ruh genişliği, gönül zenginliği yanında, zekât ve sadaka verilecek kimse bulunamaz asırlarda, maddi ve manevi refahın zirvesindeyken, Batı’ya muhtaç hale gelmek nasıl bir haldir?
Ezcümle:
Kim duyar, kim işitir, kim bilir, kim inanır bilemeyiz ama bütün İslam ülkelerinden beklenen; kitabımız Kur’an’ı Kerim’in emri olan “Müslümanlar kardeştir” ayetine iman edip, gereğini yerine getirmekten başka çaremizin olmadığıdır.
Aklımızı ve kalbimizi Batı sömürgesinden kurtarmanın tek yolu; fitne ve fesattan kurtularak, kendi değer yargılarımıza dönmek ve barışmaktır vesselam.







