• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Halit Kanak
Halit Kanak
TÜM YAZILARI
19 Aralık 2020

Mevlânâ Celaleddin Rûmî (Vefât 17 Aralık 1273)

Mevlânâ Celaleddin Rûmi (k.s.),huzurunda büyük bir âdâbla ayakta bekleyen oğlu Sultân Veled'e döndü "Yanına bir miktar altın ve gümüş al doğruca Şâm-ı Şerif'teSâlihiyedekiKervansaray'a var. Şems-i Tebrîz-i'yi orada Fransız bir gençle satranç oynarken bulacaksın. Fransız genç gâlib gelirse sakın ona münkirlik yapma çünkü o iyi bir sofi tayfasındandır ancak haberi yoktur. Şems Hazretleri satranç oynarken O'nu nazarlarıyla irşâd ediyor. Sonra elindeki altın ve gümüşleri O'nun yaşmağına dök ve yaşmağı Rûm (Türkiye) tarafına çevir O anlar. Sonra cevabını bekle" dedi.

Sultân Veled babasının bu sözleri üzerine hemen yola koyuldu. Anlatılanları an be an kerâmet olarak yaşayacağını biliyordu. 

Düşündüğü gibi oldu. Sâlihiyedeki Kervansaray'a vardı Hazreti Şems, Fransız gençle satranç oynuyordu. Mahiyetiyle birlikte gittiler yere baş koyup beklediler. Fransız genç karşısındakinin önemli biri olduğunu anladı hemen başındaki serpüşünü çıkartıp Müslüman oldu, hizmetinde kalmak istedi.

Şems-i Tebrîz-i ogence "Sen yine Frengistan'a git o diyârın insanlarını ve büyüklerini şereflendir o cemaate Kutup ol" dedi ve izin verdi.

Sultân Veled yanında getirdiği altın ve gümüşleri Şems-i Tebrîz-i'nin yaşmağına döktü ve yaşmağı Türkiye'ye doğru çevirdi. Bunun üzerine Şems tereddüt göstermeden "gidelim" dedi.

Sultân Veled kendi atını getirdi Şems'in önüne çekti. Şems'in birlikte binelim teklifine "Şâh binekte, köle binekte hiç olmayacak iş" diyerek geri çevirdi ve Konya'ya kadar yanında yürüyerek geldi.

Bu hâl üzerine Hazreti Şems, Mevlânâ'ya Sultân Veled için şunları söyledi: "Eğer Sultân Veled, Nûh Peygamberin ömrü kadar ömre sahip olsaydı, bu ömrünün tamamını bu yola harcasaydı, bu yolculuk sırasında elde ettiğini, elde edemezdi."

Mevlânâ'da, Şems-i Tebrîz-i'ye bu kadar bağlılık nasıl olmuştuda yokluğuna dayanamamış ardından oğlunu göndererek Konya'ya geri getirtmişti. 

Önce Mevlânâ Şemseddin'i (Şems-i Tebrîz-i) tanıyalım. Mevlânâ Şemseddin henüz çocuk çağındayken bile bâzen 40 gün yemek yemez, Resûlullah'ın (s.a.v.) aşkından yemek aklına gelmezdi.

Kendisi; Şeyh Ebû Bekir Seleyaf Tebrîz-i'nin talebesi iken, daha sonra Baba Kemâl Cundî'nin müridi olmuştur. Birgün Şeyhi Baba Kemâl, hiç konuşmayan Şemseddin'e şöyle söyler; "Oğlum Şemseddin, oğlum Fahreddin'in açığa vurduğu sırlardan ve hakikatlerden yana bir keşif sana açılmazmı? Neden anlatmıyorsun hep susuyorsun." Bekledi yine cevap alamayınca, sanki Mevlânâ Hazretlerini işaret ederek devamla, "Allah-ü Teâlâ (c.c.) sana öyle günlük bir arkadaş vere ki; evvellerin ve âhirlerin maarifini ve hakikatlarını senin adına izhâr ede. Sendeki hikmet ırmakları O'nun kalbine, kalbinden de diline aka, ses ve harf kıyâfetine gire, o kıyafetin rütbeside senin adına ola."

İşte bu duânın bereketiyle Şemseddin derviş kıyafetiyle yollara düştü. Her gittiği yerde kervansaraylarda ve hanlarda kalıyordu. Birgün yolu 1244 yılında Konya'ya düştü Şekerrizler Han'a vardı yerleşti.

Bir sabah, Mevlânâ Hazretleri yine katırına binmiş Medrese'ye ders vermeye giderken aniden Şemseddin Hazretleri bineğin yularından tuttu ve Mevlânâ Hazretlerineöyle bir nâzâr ettiki Mevlânâ bu derin bakıştan ürktü. "Derviş ne istiyorsun" diye seslendi.

Aynı bakışla Şems Hazretleri "bir suâlim var" dedi ve ekledi: "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mustafa'mı büyük, yoksa Beyâzıt-ı Bestâmi'mi (k.s.) büyük."

Mevlânâ Hazretleri diyorki; "O sözün haşmetinden yedi gök parçalanıp birbirinden ayrıldı ve yeryüzüne döküldü gibi geldi bana." 

Sonra cevap veriyor; "Bu nasıl söz derviş, birisi 18 bin Âleme gönderilmiş Rahmet Peygamberi, diğeri O'nun ümmetinden bir ümmet."

Ardından ikinci soru; "Peki o halde Peygamber Efendimiz Mustafa (s.a.v.) Yâ Rabbi şânın ne yücedir dediği halde, Beyâzıt (k.s.) Yâ Rabbi şânım ne yücedir demiştir. Bunu nasıl izah edersin."

Mevlânâ Hazretleri, "Büyük bir ateş, içimden beynime sıçradı" diyor ve cevap veriyor.

"Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her gün 70 dereceye erişirdi. Eriştiği her derecede Allah'ın (c.c.) Âzâmetini farklı görür, bu âzâmet karşısında Yâ Rabbi Şân'ın ne yücedir diye buyururdu. Beyâzıt-ı Bestâmi (k.s.) Hazretleri ise bütün ömrü boyunca ancak o derecelerden bir dereceye erişti, Allah'ta (c.c.) fâni oldu ve o hâl üzerinde iken ne dediğini bilmedi."

Bu cevap karşısında Şemseddin Hazretleri bir nârâ atarak hızla uzaklaştı.. Bir kaç gün sonra bu seferde Mevlânâ Hazretlerini bir havuzun başında geldi buldu. Mevlânâ derin bakışlardan etkilenmiş olarak, "yine ne istiyorsun derviş" dedi.

Şemseddin Hâzretleri gayet sâkin bir şekilde Mevlânâ'nın önünde duran kitapları göstererek "bu dedikodu kitaplarınımı okuyorsun"diyerek bir anda kitapları havuzun içine attı.

Mevlânâ telaşla "Dur ne yapıyorsun onların içinde babam Bahaeddin Veled'in bizzat yazdığı eşi bulunmaz kitaplar vardı" diyebildi. Bunun üzerine Şems Hâzretleri sakince elini suya daldırdı kitapları tek tek çıkardı. Mevlânâ kitapların hiç birine su değmediğini görünce "Bu nasıl oldu" diyebildi.

Şems Hazretleri; "Bu ayrı bir zevk ve hâldir senin bundan haberin yoktur."

İşte o günden sonra ayrılmaz oldular. Hatta öyle an geldi üç ay iftarsız oruç tuttular. Fakat kem gözler üzerlerinde, kıskançlık ve fesat peşlerindeydi. Mevlânâ, bu Şemseddin yüzünden medreseyi bırakmıştı, halka gözükmüyor, halkın hasreti büyüyordu.

Şemseddin Hazretleri bunu anlayınca anidenortadan kayboldu. İşte Mevlânâ Hazretleri böyle bir ortamda oğlu Sultân Veledi gönderip Şâm-ı Şeriften O'nu getirtmişti.

Ancak öyle Zaman geldiki bütün dağarcığındaki mânevî halleri Mevlânâ'ya aktaran Şems, ikinci kez ortadan kayboldu ve bir daha ortaya çıkmadı.

Mevlânâ onun yokluğunu kuyumcu Şeyh Selahaddin'le doldurmak istediysede onun vefâtı üzerine Çelebi Hüsâmeddin'le mânevî deryalara dalmaya başladı. Fakat Şems'den aldıklarını dışarıya boşaltması gerekiyordu.

Şeyh Baba Kemâl'in Şems'esöylediği "Sendeki hikmet ırmakları O'nun kalbine, kalbinden de diline aka, ses ve harf kıyâfetine gire" kerâmeti zuhûr etmesi gerekiyordu. İşte tam bu noktada Mesnevî kitabının yazılmasına vesile olan Çelebi Hüsâmeddin Mevlânâ'dan şu istekte bulundu: "Gâzeliyat sırları çok oldu. Sinâyi'nin İlâhî Nâmesi veya Feridüddin'in Mantık'ut - Tayr'ı gibi birşeyler yazılsa iyi olur, dostlara hatıra kalır."

Bu söz üzerine Mevlânâ Hazretleri sarığının içinden bir kâğıt çıkartıp Çelebi'ye uzattı. Kâğıtta;

"Dinle neyden ki, hikâyet etmede

Ayrılıklardan şikâyet etmede" diye başlayan 18 beyt'lik bir nâzım yazı çıktı. Bu Mesnevî'nin başlangıcı oldu. Bundan sonra dur durak bilmeden her gün tan yeri ağarıncaya kadar Mevlânâ söyledi, Çelebi Hüsâmeddin yazdı. Bu hâl, Mesnevî tamamlanana kadar yıllarca böyle devam etti.

Mesnevî bir taraftan yazılırken, diğer taraftan da Mesnevîhanlar gönül ehli insanların toplandığı meclislerde bunu okumaya devam ediyorlardı.

Bu meclislerde bâzı keşif ehli insanlara vâkıf oldu ki, gâyb âleminden bir takım kimseler ellerinde kılıçlarla oradahazır beklerler, her kim okunan Mesnevî'yi ihlâsla dinlemezse, o kimselerin imanlarının dallarını ve köklerini keserler ve sürükleyerek cehenneme atarlar.

Mevlânâ Hazretleri bu durumu Mesnevî'de şöyle anlatır;

"Bu sese, bu harfe düşmanca bakanlar

Hep tepetaklak cehenneme atılanlar."

Yeryüzü, ölümünden birkaç ay sonra unutulan krallar, imparatorlar, cumhurbaşkanları ile dolu iken, Mevlânâ Hazretlerinin 747 yıldır unutulmadan bütün dünyada hâlâ gündemde olmasının en büyük sebebi Allah'a (c.c.) yakîn ve dost olmasındandır.

Zâten, Bahâeddin Veled Anadolu'ya gelmek için yola çıktığında, Nişabur şehrinde görüştükleri büyük Allah (c.c.) dostu Ferüdüddin-i Attar (k.s.),Celâleddin'e bir kitabını hediye etti ve babasına "Bu çocuğa iyi bak. Çok geçmeyecek, dünyadaki âşıkların gönüllerine ateş salacak" demişti.Öylede oldu.

Babası Sultân'ûl Ulemâ Bahaeddin Veled'in Konya'ya gelmesi ve Selçuklu Sultânı tarafından şehir dışında karşılanması büyük hikmetler içermektedir. 

ÇünküO'ndan zûhur eden oğlu Mevlânâ Hazretleri ve O'nun oğlu Sultân Veled eliyle Anadolu'yu hâkimiyeti altına alan İlhanlıların, Müslüman olmaları ve Osmanlı Devleti kurulana kadar oyalandırılması Allah'ın takdiri ve lûtfudur.

Yağmalamak maksadıyla Konya'yı muhasara eden il-Hân Keykhatu'nun gece rüyâsına giren Mevlânâ Hazretleri O'na hitâben, "Ey Türk, Türk şehri Konya'yı muhasaradan vazgeç" demesi üzerine çekip gitmiştir. 

Mevlânâ, müridi IV. Kılıçarslan'a birgün "Sen Tatarlardan korkuyorsan Allah'ı tanımıyorsun demektir. Ben ise onları yüz tane imân sancağı ile istikbâl ediyorum" diyerek yakında İlha'lıların Müslüman olacağını söylemiş, Nitekim bir müddet sonra Müslüman olmaya başlamışlardır. Hatta İlhanlı Sultânı Gazan Mahmud Hân, Mevlânâ'nın bu sözünü giydiği hırkaya altın telle yazdırmıştır. Baycu Noyan ise 1256'da girdiği Konya'da yağma ve katliam yapmadan, Mevlânâ Hazretlerinin bağlısı IV. Kılıçarslan'ı tahta çıkartıp çekilmiştir.

Oğlu Sultân Veled ile onun oğlu Arif Çelebi, İlhanlı Devleti komutanlarını bir bir Müslümanlığa adım attırmışlar, hatta Sultân Veled ünlü komutanlardan İrencin Noyan'a o kadar tesir etmiştir ki, İrencin Noyan Müslüman olmadan önce mevlevî olmuştur.

Zâten gerek İlhanlı Hükümdârı Abakan'ınoğlu müstakbel hükümdar Argun (Hülagü'nün torunu), gerekse Altınordu Hâkânı Berke Hân Selçuklu Prensesleriyle evlenmişlerdi.

Sultân II. Mes'ud da, Cengiz Hân'ın torununun torunu oluyordu. Yâni Cengiz'in oğlu Cuci'nin oğlu olan Berke Hân'ın kızı Urbay Hanım, II. Mes'ud'un anasıoluyordu. Urbay Hanım'ın anası, yâni Berke Hân'ın hanımıda Alaaddin Keykubat'ın kızı idi.

Ve gün geldi vakit tamam oldu Mevlânâ "düğün gecesine" yâni Rabbine kavuştu. Büyük Âlim Şeyh Kemâl Cundî'nin kerâmeti bir kez daha ortaya çıktı yüzyıllar boyunca Mevlânâ Hazretleri her anılışı Şems-i Tebrîz-i'yle birlikte oldu. Rabbim şefaatlerine nâil eylesin..

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Süer

Teşekkürler..Yazarımız Kalbimizdeki Mevlana Sevgi ve Saygısını Tarih yolculuğunda saf ve duru bir şekilde ifade etmişler..Selam ve Dua ile..
  • Yanıtla

Salim karabulut

Allah onlardan razı olsun bizlere bu güzel ülkeyi bıraktılar inşallah onların neslinden gelenler de bu güzel ülkeye sahip çıkarlar ruhları şad mekanları cennet olsun inşallah
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23