Şu mülâkât meselesi-2
Öğretmenlikte bilgi ve bilgiyi muhâtaba aktarma becerisi mühimdir ama daha da mühimi kişilik husûsiyetleridir. Çünkü öğretmen yeni nesillerin rol modelidir.
KPSS gibi test sınavlarının kişilik husûsiyetlerini göstermediği de ortadadır. Yıllarca herkes “Sırf KPSS ile öğretmen alınmaz, testten çok yüksek puan tutturduğu hâlde asla öğretmen olmaması gereken kişiler vardır” dedi durdu. Bu durumda öğretmenlik yapabilecek kişilik husûsiyetlerini taşıyanları nasıl belirleyeceğiz? Bunu da mı test sınavlarıyla yapacağız? Bu mümkün olmadığına göre başka bir mekanizma bulmamız gerekmektedir. Şu anda eksiği fazlasıyla elimizde “mülakat”tan başka bir vâsıta yok maalesef. Mülâkat tatbîkatının da birçok kusûrları olduğu ortada olmakla birlikte onu mümkün olan en adâletli, insâflı, vicdânlı şekilde kullanmaktan başka bir çâre görünmemektedir.
Bir defa mülâkâtın hedefi net olarak belli olmalıdır. Bu da test sınavı ile tespit edilemeyen kişilik husûsiyetlerini görmekten, anlamaktan başka bir şey olmamalıdır. Öyle ki gelecek nesillere rol model olabilecek kişiyle aslâ olamayacak kişiyi birbirinden ayırabilelim. Bütün mesele bu olmalıdır. Yeni nesillerimize rol model olabilecek kişileri seçtikten sonra bunlar arasında bir test sınavı yapılabilir veyâ daha evvel yapılmış bir imtihana göre daha başarılı olanlar alınır. Mülâkât bir mâlûmât ölçme vâsıtası olmamalıdır. Mâlûmâtı test sınavı ile zâten ölçmüş bulunuyorsunuz, yenisine ne gerek var?
Yeni nesillere rol model olabilecek bir öğretmenin kişilik husûsiyetleri ne olmalıdır? Daha evvelki yazılarımızda en çok bu mevzû üzerinde durduk. Bu husûs, eğitimin çekirdeğidir ve bu mesele halledilmeden eğitim sâhasında başka hiçbir mesele halledilemez. Mehmed Âkif merhûm iki mısrada meseleyi hülâsa etmiş:
“Muallimim” diyen olmak gerektir îmanlı,
Edebli, sonra liyâkatli, sonra vicdanlı.”
Hepsi bu… Eğer Müslüman Türk milleti hür ve bağımsız olarak bu dünyâdaki varlığını devâm ettirmek istiyorsa yeni nesillerini yukarıdaki mısrâlarda belirtildiği üzere “îmanlı, edepli, liyâkatli ve vicdanlı” bir öğretmen kadrosunun elinde yetiştirmelidir. Bu husûsiyetleri taşımayan kişiler aslâ eğitim kadrolarına sızdırılmamalıdır. Bunu başarabilirsek millet olarak istikbâlimizden bir parça ümitlenebiliriz. Başaramazsak… Düşünmek bile ürpertiyor. Felâket…
İşte “mülâkât”ın amacı öğretmen yapacağımız, ellerine yeni nesillerimizi yâni geleceğimizi teslîm edeceğimiz “îmanlı, edepli, liyâkatli, vicdanlı” kişiyi bulmak olmalıdır ve başka hiçbir şey olmamalıdır. Bunu test sınavlarıyla bulamayacağımız ortadadır.
“Nasıl bir öğretmen?” suâline yukarıdaki mısrâlar yetse de ben bunu daha evvelki yazılarımda “İstiklâl Marşı Kriterleri” diye isimlendirmiştim. İstiklâl Marşı’nda istiklâlimiz için gereken her şey var. Eğitim câmiamıza İstiklâl Marşı kriterlerini taşımayan bir kişi bile sokmayacaksınız. Öncelikle İstiklâl Marşı’nın diline, kelime hazînesine düşman olmamalıdır eğitimci adayı. “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” mısrâına ters, “Hakk’a inanmayan ve tapmayan” bir kişinin eğitim sistemimizde yeri olmamalıdır. “Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;/Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” diyemeyenlerin, yani Batı’ya karşı îmân dolu göğsünü siper edemeyenlerin çocuklarımıza millîlik adına hiçbir şey veremeyeceğini bilelim. Benim eğitimcim Batı medeniyetine “Tek dişi kalmış canavar” gözüyle bakabilmelidir. Yurdumuza saldıranlara “alçak” diyebilmeli, şehitliğe inanmalı, mâbetlerimize nâmahrem eli değmesine tahammül edememelidir. Ezânı en mukaddes değerlerimizden bilmeli, ebediyete kadar bu memlekette aslî şekliyle okunmasını gönülden istemelidir. Bu ülkenin bir kısmını bölerek kukla devletler kurmayı aklının ve kalbinin kıyısından bile geçirmemelidir bir eğitimci. Ay yıldızlı al bayrağımızdan başka bayrakların rüyâsını görmemeli, ebediyyen bu vatanda millet olarak hür ve müstakil yaşamayı mefkûre edinmelidir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nda millî-mânevî değerlerimizi en iyi bilen ve yaşayan en kifâyetli iki veyâ üç (sayı çoğalırsa su bulanır) hocamız İstiklâl Marşını önlerine koymalılar ve oradan öğretmen olabileceklerle asla öğretmen yapılmaması gerekenlerin kişilik husûsiyetlerini liste hâlinde çıkarmalılar. Sonra işin uzmanlarıyla birlikte İstiklâl Marşı Kriterlerine göre öğretmen olabilecek ve olamayacak kişileri anlamaya yönelik ucu açık çok ustaca suâller hazırlanmalı. Verilebilecek muhtemel cevaplar ve bu cevapların kişi hakkında hangi ipuçlarını işâret ettiği tespît edilmeli. Elbette verilebilecek cevaplar sayısızdır ve insana göre değişir. Hiç akla gelmeyen cevapların da neye işâret olduğunu anlayabilecek, sezebilecek yeterlilikte mülâkât elemanları şarttır. Böylesi cevaplara uygun yeni sorular da üretebilecek, bu sorulara cevapları da en güzel şekilde değerlendirebilecek elemanlar… Bu şöyle böyle bir kültür ve hamûle ile halledilmez. Cidden çok kifâyetli elemanlar lâzım.
Kişiyi anlamayı sağlayacak kriterler, suâl ve cevaplar belli olduktan sonra mülâkâtı tatbîk edecek elemanların seçimine geliriz. Bu, öğretmen seçiminin kendisi gibi işin en mühim safhasıdır. Bu iş kendileri de birçok bakımdan problemli il müdür/lük/lerine bırakılamaz. (Tamâmını kastetmiyoruz elbette) İşin torpile çevrilmesi buralarda gerçekleşiyor. Yusuf Tekin Hoca’m, bu işi bizzat üstlenmeli, tanımadığı kişilere bu işi havâle etmemeli. Mülâkât heyetleri merkezî olarak teşekkül ettirilmeli. Altından nasıl kalkılacak denilmesin, bütün ülkedeki öğretmenlerin tek tek sınıflarına girilerek teftîş yapıldığı günleri biliyoruz. Demek ki oluyor. Görüşülecek kişilerin çok daha az sayıda olduğunu unutmayalım. Heyetler millî-mânevî değerlere şuûrla bağlı olduğu bilinen, insâflı, adâlet hassâsiyeti olan kişilerden seçilmeli. Yusuf Tekin Hoca’m bizzat her mülâkât heyetinin başına kendini temsîlen -gerekirse kurum dışından- bir denetleyici başkan koymalı. Bu başkan en küçük bir oynamaya, kaypaklığa, torpile geçit vermemeli.
Mülâkât ancak bu sûretle doğruya en yakın şekilde uygulanabilir.