UEFA şikeyi dillendirdi!
Futboldaki idare şeklimiz düne kadar ne kadar da güllük gülistanlıktı. Lig bitmiş, Yıldırım Demirören yönetimindeki Futbol Federasyonu kabuğuna çekilmiş, bir kısım sözde taraftarın Gezi Parkı Olayları’na alet olması dışında her şey yerli yerindeydi. İşte böyle bir ortamda futbolumuz, UEFA’dan gelen Fenerbahçe, Beşiktaş takımları ve idarecileri hakkındaki ceza kararı ile sarsıldı. Fırtına öncesi sessizliği andıran o durgunluk, bir anda futbolun o ‘tozpembe’ koridorlarını hareketlendirdi.
Peki, bu hareketliliğin gerekçesi ne idi; Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın UEFA müfettişleri tarafından Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi... Bunun bir başka açıklaması, 3 Temmuz 2011’de başlayan şike süreci, silbaştan yeni bir boyut kazanması.
Söz konusu ceza ile talep edilen, Fenerbahçe’yi 2, Beşiktaş’ı 1 yıl Avrupa maçlarından men etmek ve bu takımların ilgili yöneticileri Aziz Yıldırım, Ali Yıldırım, Serdar Adalı gibi isimlerin cezalandırılması.
Bu hareketlilik, bir araya gelme ihtimali ‘en zayıf halka’ olarak düşünülen kulüp başkanlarının aynı çatı altında toplanmasına neden oldu. Önce Federasyon Başkanı Yıldırım Demirören ve Fenerbahçe Bakanı Aziz Yıldırım buluşması, sonrasında ise beklenen (ihtimal dahilinde) Fikret Orman ve Demirören görüşmesi. Bu bir araya gelmenin nedeni, kulüpler ve şahıslar hakkında UEFA’nın vermiş olduğu karar üzerinde olabildiğince etkili olabilmek ve ceza alınacaksa da, bu cezayı en aza çekmek. Diğer bir ihtimal ise UEFA ceza verecekse, en kötü ihtimal o cezayı ertelemek.
‘Erteleme ihtimali üzerinde düşünüldüğü’ görüşünü duyduğumda, inanın garipsemedim. O an aklıma Türkiye Futbol Federasyonu Disiplin Kurulu’nun almış olduğu ‘erteleme’ kararları geldi. Şimdi aynı erteleme UEFA için de konuşuluyor. 3 Temmuz süreciyle ilgili belirsizlik, ülke futbolunu bugünlere getirdi. Hatırlayınız, F.Bahçe 2011-12 Futbol sezonunda Şampiyonlar Ligi maçlarından men edildi. Benzer durum F.Bahçe kadar Beşiktaş için şimdilerde gündemde. Durum böyle olunca da takımların önünü görebilmesi mümkün mü, değil!...
İşin zaman sürecine bırakılması, takımların izleyeceği yolu da etkiliyor. Bunun en belirleyici nedeni, takımların geleceği görememekten kaynaklanan transfer çalışmaları. UEFA Disiplin Kurulu’nun vereceği karardan en çok etkilenecek olan takım F.Bahçe.Sarı-Lacivertli ekip Avrupa maçlarında başarı çıtasını yükseltmek için, kadrosunu güçlendiriyor.
Eğer, takımlar Avrupa’ya gitmeyecekse kaliteli transferin hükmü ne olabilir! Buradan şu sonuç çıkıyor; Takımlar önünü görmedikten sonra, nasıl emin adım atabilirler! Kulüp ve idareciler ceza alacak ise itiraz hakları var. UEFA Disiplin Kurulu, olmadı UEFA Tahkim Kurulu.. O da yetmedi, Uluslararası Tahkim Kurulu (CAS). Hak aramak güzel de, bu sürecin yargı düzeyinde de hızlı işlemesi gerekiyor. Çünkü maçlar başlamadan sonuç alınmalı.
Hatırlayın; F.Bahçe Avrupa maçlarından men edildiği tarihte, Trabzon da Avrupa Ligi maçlarından elenmiş, aynı Trabzon, Şampiyonlar Ligi’ne davet edilmişti. Karadeniz ekibi bu davete hazırlıksız yakalandığı için de Devler Ligi’nde umduğunu bulamadı. Tüm bu gelişmeler ülke futbolunun zarar görmesine neden oluyor. Şikeye karışmış veya karışmamış, belirsizlik takımların yıpranmasına neden oluyor. İşin en yıpratıcı tarafı, net bir sonuca ulaşılamaması. Bir de madalyonun diğer yüzü var. Çok geriye gitmeye gerek yok. Türkiye Kupası oynanıyor, Kupayı F.Bahçe’ye verecek Futbol Federasyonu Başkanı ortalarda yok. Galatasaray, Şampiyonluk Kupası’nı Federasyon Başkan Vekili’nin elinden alıyor. Kendisiyle barışık olmayan bir yapı.
Sözün özü; sporda şiddet yasasını hayata geçirmek için mutlaka ‘spor arenasında’ birilerinin hayatını kaybetmesi mi gerek?.. Veya, UEFA kararlarına karşı bir bütünlük oluşturmak için, takımların müsabakalardan men cezası mı alması gerek?.. Bu soruların cevabı ne zaman net olursa, Türk futbolu da kendi kendini cezalandırmaktan o zaman kurtarır!...







