Türkiye Yüzyılı’nda gençlik ve spor (2)
Üstad Abdürrahim Karakoç diyor ki; “İlaç olsa içme düşman tasından/Sakın taş attırma dost arkasından/Kim ikiyüzlüyse tut yakasından/Bir yüzüne bir de canına tükür.”
Bir spor yazısına, edebi bir şiirin dörtlüğüyle başlamak, belki şaşırtıcı olabilir! Aslında, hiç de öyle bir niyetimiz yoktu ama içimize düştü bir kere ve yazma gerekliliği duyduk. Ancak duygularımızı böyle ifade edebilirdik. Söz konusu ‘Türkiye Yüzyılı’, çalışma alanımız ‘spor’ olunca, yaşadığımız zaman diliminde dönen ‘dönme dolapları’ da görünce, vicdanımız aklımızı uyardı, yazmak istedik. Muhatapları, yazarından-çizerine, yönetenden-yönetilene kadar herkesin bu süreçten sorumlu olduğunu düşünenlerdeniz! Allah’ın emirlerini yerine getirip-getirememe kaygı ve sancısını çekmediğimiz sürece, kurtuluşa ermemizin mümkün olmayacağını, hepimiz yakinen biliyoruz. Tüm mesele, görememek-düşünememek-konuşamamak! Kim bilir, belki de işimize, nefsimize öyle geliyor. Allah inancı, Peygamber sevgisinin zayıflaması, manevi gücün güçsüz, mecalsiz ve savunmasız kalmasına sebep oluyor. ‘Biz neden bu hale düştük?’ sorusuna cevap ararken, çoktan ‘kazılan’ hendeğe düşmüş, iş işten geçmiş oluyor maalesef. Milli ve manevi çöküşe neden olan bu yolda, çocukluk ve gençlik çağındaki bireylerin tükenişinin ‘kaynağı/yakıtı’ maalesef, ama maalesef spor olmakta. Spor denilen ‘maskenin’ ardında hangi ‘tiyatro-oyunlarının’ oynandığını bir bilebilsek, çok düşündüğümüz gibi de hareket edebilirdik. O nedenle ‘Türkiye Yüzyılı’nı benimsiyoruz. Daha çok önemsediğimiz, geçmişten, olanlardan ders alarak, geleceği güvence altına alabilmek…
TÜRKİYE YÜZYILI’NDA SPORUN ‘MANEVİ’ TAHRİBATINA DİKKAT!
Sporun kişilerden kaynaklı, toplumsal çöküşe neden oluğunu, bu satırlarda ‘defalarca’ ifade etmeye çalıştık. Madem ‘Türkiye Yüzyılı’ için yeni bir sayfa açıldı ve o yolda ilerlenecek, sporu bir araç olarak kullanıp, toplumumuzun ‘medeniyetini’ tahribata uğratma çabasının önüne geçilmesi gerekmektedir. Sporu bahane ederek, milli ve manevi değerlerimizi ‘yok’ etme çabası, dört koldan gerçekleştiriliyor. Sporun ‘modernlik’ ve ‘performans’ adı altında yapılan çalışmalar yer-mekân, çocuk-genç ayırt etmeksizin devam edilmektedir. Sporun içinde 40 yılı geçirmiş bir kişi olarak, bizler bir durumdan rahatsız oluyoruz da, ilgili ve yetkili makamlarda yer alanların, neden rahatsız olmadıklarını, anlamakta zorlanıyoruz! Para ve makam, bizi biz yapan ‘değerlerimizden’ daha mı önemli acaba! Başka bir sebep gelmiyor insanın aklına! Cumhurbaşkanımız Erdoğan, vefat yıl dönümlerinde Üstad Abdürrahim Karakoç’un “Bırakın dönsün dönme dolaplar, Haktan hakikatten yana bakın siz” ve Üstad Cahit Zarifoğlu’nun “Bir duruşu olmalı insanın; bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı” şiirlerinden bir bölüm paylaşırken, ‘Büyük davaların, büyük sevdaların şairleri’ aracığıyla verilmek istenen mesaj o kadar net ve açık ki! Bu mesajı anlamakta güçlük çekmek, spor vasıtasıyla, toplumumuzun ‘duruşunu/değerleri’ üzerine oynanan oyunlara seyirci kalmaktan daha büyük vebal ne olabilir ki! İslam dininin spor ve spor faaliyetlerine bakışı, Kur’an-ı Kerim ve hadislerde apaçık belirtilmektedir. (Kaynak kitap olarak - İslam ve Spor / Dr. Zeki Taş / Gazi Kitabevi - önerebiliriz). Spor faaliyetlerinde yapılış şekline baktığımızda, sporcunun giydiği kıyafetten, seansların kız-erkekli karma şeklinde gerçekleşmesi, spor üzerinden kumar oynanması, spor aracılığıyla misyonerlik hareketinin gerçekleşmesine kadar, birçok ‘cephede’ faaliyet gösterildiğine şahidiz. Şahit olduğumuz için de olanlardan mesulüz, mesul olduğumuz için de sessiz kalamayız. ‘Türkiye Yüzyılı’ deyip, ulaşımdan-enerjiye, sanayiden tarıma hamleler yaparken, spor vasıtasıyla ‘insanımız’ üzerinde oynanan ‘oyunu’ görmemezlikten gelindiği takdirde, medeniyetin en önemlisi olan ülke insanımızın ‘mayası’ bozulmuş olur. Böylesine ‘vahim’ bir durum sonlandırılmadığı takdirde, çağdaşlık olarak görülen süreç, çağdışı/ilkesizlik olarak yorumlanan ‘medeniyetsizliğe’ dönüşür. Süreçten unvanı ve çalışma alanı ‘spor’ olan herkes sorumludur. Bunlar kim mi olabilir? Gençlik ve Spor Bakanlığı, Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü, belediyeler, Özel İdareler, özel veya resmi, kurum ve kuruluşlar. Sen, ben, o. Kısacası, yolu spordan geçen herkes. Böyle hassas bir durumda, bugünü ve yarınımızı kurtarma adına eğilmeden, dik durmak, bilgimizi paylaşma, varsa yetkimizi kullanmak zorundayız…
(Devam Edecek)







