TFF şikeye ‘sessiz’ kaldı
Türkiye Futbol federasyonu Mali Genel Kurulu, Federasyonun varlığını ortaya koydu ama icraat noktasında bekleneni sergileyemedi. Başkan Demirören’in şike süreci ile ilgili görüşü her zamanki gibi netti: UEFA’dan gelecek herhangi bir ceza bizleri ilgilendirmiyor.
Başkan bu açıklamayı yaparken ‘Bu Federasyon kimin Federasyonu, sen kimin başkanısın?’ şeklinde düşünmeden edemedik. Federasyon Başkanını kim seçer: Kulüpler. Öyle ise onlarla ilgili her türlü gelişmeyi Yıldırım Demirören ve arkadaşlarının takip etmesi gerekmez mi?
Sayın Demirören’in, Federasyon Başkanı olarak takımlarımız aleyhinde işleyen süreçte, onların yanında yer alamaması yakışıksız kaçar. Klâsik ifade ile Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın Avrupa kuplarından men cezası alması, Yıldırım Demirören’in dünden beklediği bir sonuç anlamına gelir ki, çıkacak sonuçlar onun ‘sarsılmaz’ gördüğü makamını önemli ölçüde etkiler..
Mali Genel Kurul’da yaşanan diğer husus yabancı oyuncu kontenjanı. Kulüpler Birliğinin 6+2 talebi rağbet görmezken, Federasyonun 6+0+4 statüsü kabul gördü. Bunun anlamı 6 kişi sahada, 4 oyuncu ise tribünde olacak. Bu karara ilk itiraz G,Saray’dan geldi.
Her defasında yabancı sayısına karşı değil, kalitesiz yabancıya karşı olduğumuzu dillendirdik. Özellikle Anadolu takımlarında yabancı furyası hakim. Transfer edilen oyuncuyu elden çıkarmak da kolay olmuyor. Bunun sonuçları ise malûm; Başarısızlık.
Geçici başarı anlık zevkler gibidir, sonucu kalıcı olmaz. Hal böyle olunca da Federasyonun almış olduğu kararı desteklemek gerek. Eğer, Galatasaray 4 yabancısını tribünde oturtmak istemiyor ve başarıya kafayı yoruyor ise, Aslan’ın 2000 yılındaki UEFA zaferi kazanan takım kadrosuna bir baksın. İşte o zaman daha iyi anlaşılacaktır, yabancı oyuncularla futbola ne kadar yabancılaştığımız.
Dünya Kupası Başlarken
U20 Dünya Kupası yarın başlıyor. Dünyanın en iyileri ülkemize geliyor.. Madem bizim futbola bu kadar yakınlığımız var, işte anlamlı bir organizasyon daha...
Dünya Kupası’nda geleceğin yıldız oyuncuları sahne alacak. Bu tür organizasyonlar ülke tanıtımını ön plana çıkarıyor. Sadece bizim değil, futbol dünyasının da sezon öncesi durgunluk yaşadığı bir dönemde, futbolseverin gözü kulağı bu ekinlikte olacak. Futbolcu avcıları denilen menajerler Kayseri, Gaziantep, Rize, İstanbul gibi yurdun dört bir yanında tribünlerdeki yerini alacak ve geleceğin Şuker, Figo, Messi gibi futbol yeteneklerini, adına ‘futbol festivali’ diyebileceğimiz şampiyonada seçecekler.
Her ne kadar ülke futbolu olarak 3. sınıf konumuna hızla yol alsak da bu tür organizasyonlar, Türk futbolunun sahadaki kalite çıtasını da yükseltmek için bir fırsata dönüştürülebilir. Düşünebiliyor musunuz, futbolda profesyonelliğe ayak basılan 20 yaş grubu, geleceğin yeni yıldız adayları hünerlerini ülkemizde sergileyecekler.
Bu gençlik hareketi denildiğinde, bazıları yine Gezi Parkı diye sporla-futbolla yakından alakası olmayan hareketliliği dillendirerek, suyu bulandırmaya çalışıyorlar.
Ama o kafa karıştıran, provokasyon amaçlı olaylar, 20 Yaş altı dev organizasyon ateşinin yanmasına engel olmadı. FIFA, bu konuda bizzat açıklama yaparak. ‘Taksim olaylarının, Dünya Kupası ile hiçbir alakası olmadığına vurgu yaptı’. Bu bir nevi, organizasyon için yapılmak istenen karalama kampanyasının ‘amacına’ ulaşamadığının da bir göstergesi oldu. Şimdi yapılması gereken ise tribünleri doldurmak ve geleceğin yıldız adaylarını ‘seyir’ zevkine ermek.
Kolay değil tabii.. Aldığınız organizasyonu tarihine yetiştirebilmek. Maçların oynanacağı statların mevcut olanını elden geçirmek, olmayanlara ise yenilerini eklemek. Emeği geçen herkesi bir kez daha kutlayalım. Dileriz, organizasyon başarısı kadar saha sonuçlarında da başarılı oluruz.







