Tebrikler!..
Fenerbahçe, 1-0’ın rövanşında Benfica’ya 3-1 mağlup olarak Avrupa’ya veda etti. Ne yapalım yani, niye olmadı mı diyelim. Veya ‘Böyle bir rezillik görülmedi’ şeklinde eleştiri mi yapalım!... Evet hiç birini hak etmedi Kanarya. Tek hak ettiği şey, övgü. Onun için kutlamak gerek Kanarya’yı; Bizlere futbolun heyecanı yaşattığı için. Türk futbolunun tavan yaptığı bir dönemde siz kalkıp Avrupa Ligi’nde yarı final oynuyorsunuz. Şöyle bir düşünün; Sezon başında böyle bir ihtimal hangi futbol sever verebilirdi, Kanarya için. 1-0 kazanılan maçın rövanşında, yenik duruma düşüp penaltı dan da olsa Kuyt ile bulduğunuz golle eşitliği sağlıyorsunuz. O zaman neler düşündüğünüzü bir hatırlayın; Biz bu takımı yener ve Amsterdam’da final oynarız! Ama bazen hayalle gerçek barışık olmayabiliyor.
Ne oldu karşılaşmanın ikinci 45 dakikasında, Benfica’nın yoğun baskısı. Selçuk’un sakatlığından sonra Gökhan’da aynı talihsizliği yaşaması, adeta kabus olarak adlandırılan dakikaların başlangıcı oldu. Zorunlu değişikliklerde oyuna dahil olan isimler,çıkanların yerini doldurmakta zorlandı. Hal böyle olunca da, rakibin kalemizde etkili olması ve aradığı gollere ulaşması kolay olmadı.
Forvette Musa Sow’u yalnız bırakan, orta sahası yok denecek düzeyde üretken olamayan Fenerbahçe, birazda zorunluluktan kademeye yaslanınca, pozisyon üstüne pozisyon yedi. Her gelişen atakta, adeta yürekler ağza geldi. Nitekim Benfica, günün başarılı oyuncusu Cardozo ile aradığı üçüncü gole ulaşıp, elde ettiği skor avantajıyla turu geçen taraf oldu.
Şimdi gelin bir şeyleri sorgulayalım; Hasta durumundaki Türk futbolunun ayağa kaldırabilmek için. Oyuncularında mutlaka bir kapasitesi var. Ama onları kullanmak cesaret ve maharet ister. Benfica karşısında gördük ki elinizde yıldız oyuncu olmadığı sürece, geleceğe güvenle bakmak gibi şansınız olamaz. Benfica oynanan rövanş karşılaşma da sakatlıklarından dolayı forma şansı bulamayan Meireles ve cezalı durumda bulunan Mehmet Topal ve Webo’yu ne kadar aradı acaba? Peki onların yerine şans bulan isimler, buldukları şansları ne derece de değerlendirebildi?
Dikkat ettiyseniz bu maçın bize verdiği en önemli derslerden bir tanesi de, taraftar gözüyle heyecan, teknik ekip açısından da eldeki mevcut malzemenin kalitesiyle bağlantılı. Emre, Webo, Ziegler’in devre arasında Fenerbahçe’ye transferini, nokta transfer olarak adlandırılabilir. Emre hariç, gerçekleştirilen o transferlerin bugün Avrupa Ligi’nde yarı final oynayarak gösterdi Kanarya.Önceki akşam oynanan Benfica maçını seyrederken, Sarı-lacivertli yönetimin aklından mutlaka ‘Başka hangi yeni isimler (örneğin iyi bir orta saha) kadroya katılsaydı, maçın gidişatı daha değişik olabilirdi’ düşüncesi geçmiştir.
Bu maçın bize verdiği en önemli derslerden bir tanesi de siz gücünüzü bildiğiz kadar iddialı, kapasitenizin farkına vardığınız kadar güçlüsünüz. Ev sahibi ekip Benfica, Cardozo ve Lima ile etkili oluyor, kanatlardan Pereira ile Perez adeta dinamo görevi görüyor, oyun becerileri bizlere ‘al birinden, vur ötekine’ şeklinde yorum yapmamıza neden oluyordu. Sonuç malum.
Hayal Amsterdam’dı, gerçek Lizbon oldu.Rüya gibi bir gece yaşattı Fenerbahçe bizlere. Gerçeklerle barışık olmayı öğrendik yaşananlardan. Adı her ne kadar futbol olsa da. Önce Galatasaray ile yaşandı bu rüya, sonrasında Fenerbahçe’yle. Madem rüyalar ‘Gerçekler adına ders çıkarılması için yaşanır’ o zaman şapkayı masanın üzerine koymak, geleceği bugünden düşünülmesinin kaçınılmaz olduğunu bilmek gerek.
Bugün Şampiyonlar Ligi’nde olanlara bir göz atın. Kim diyebilirdi ki futbolun iki İspanya devini, iki Almanya ekibi devre dışı bırakıp ve Şampiyonlar Ligi’nde final oynayacağını. O Almanya’nın alt yapısındaki oyuncularının yarısından fazlasının gurbetçi oyuncularımız olduğu unutulmamalı! Öyle ise bizim, futbolda yetenek avına çıkarken mutlaka ‘yabancı’ gözlüğü ile bakmamamız gerekir.
Sözün özü, Avrupa serüveninde Galatasaray ve Fenerbahçe takımları bizlere, alınması gereken dersleri öğretti. Tekrar tekrar, tebrikler…







