Sporla unutulan engeller, değişen hayatlar…
Bizler için sıradan olan başkaları için umut olabiliyor. Aslolan ortak paydada, doğruda buluşmak. ‘Her şey hayalle başlar’ diye bir söz vardır, hayal kadar önem taşıyan ‘hedefimiz’ konusunda, ilk adımla yürümeye başlamak ve koşabilmek. Tüm bunları söylerken sporda adını başarıya yazdıran özel (engelli) sporcuların dillendirdiği sözleri geldi aklımıza. ‘Kollarım yok ama, görülmeyen kanatlarım var’ diyordu, adını başarıya yazdıran sporcular. Kolları yoktu belki ama umuda yolculuklarında ayakları, umutları onların kanatları oldu. Evet, bu yolculuğa çıkmak için ‘içimizdeki’ devi, yani umudu uyandıralım, o azim ve kararlılık hiç bitmesin. Örnekleri çok ama, bugün size vereceğimiz birkaç örnek hayat hikâyesi sanırım, ne demek istediğimiz, ne yapmak gerektiği konusunda bizlere derslik olur. Elbette söylenenler sözde bırakmayanlar, kendilerine sunulan imkânları değerlendirip, dersine çalışarak ‘sınıfını’ geçiyor. Böyle durumlar ise fazla söze de ‘hacet’ bırakmamış oluyor…
‘SPORCU SAYISININ ARTMASI,
GÖRMEYEN GÖZÜN GÖRMESİ DEMEK…’
Doğuştan veya sonradan, insanın kendi elinde değil ki özel gereksinimli (engelli) bir birey olmak. Fakat, kişinin karşısına çıkan engelleri aşmak toplumun bir ferdi olan herkesin elinde. El-dil-kalp devreye girdiğinde, birçok şeyin değişebileceğini-yapılabileceğini anlıyor insan. İşte o vakit ‘insani’ ve ‘vicdani’ sorumluluk harekete geçiyor. Yapanın sadece yaptığı ‘kâr’ olarak kalmıyor, toplumsal vazife-sorumluk yerine getirilmiş oluyor. Özel veya devletin resmi kurumlarında yer alan yetkililer, böyle bir sürecin sağlıklı işlemesi için yüklenmiş oldukları, üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeleri vazife bilmeliler. Spor yapan engelli birey sayısı arttığında, belki o vakit bir kamuoyu oluşacak. İşte o süreçte görmeyen göz ‘görmeye’, duymayan kulak ‘işitmeye’, algılamayan beyin de ‘sezinlemeye’ başlayacak. Burada kimi veya kimseleri kastetmiyoruz. Sadece yapılması gerekenlere dikkat çekme peşindeyiz. İşte o zaman, imkânsız gibi gözükenlerin ne kadar kolay olabileceğinin garantisini verebiliriz, inanın buna. Bunun gerçekleşmesinin kesintiye uğramaması için, yasal düzenlemeler yapılması gerekiyor. Var olan yasaların yerine getirilmesi gibi. Nasıl ki birileri düğmeye bastı, işte o vakit ülkemizde azımsanmayacak maddi güce sahip firmaları, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) öncülüğündeki Kadın Futbolu projelerine sponsor oldu. Kadının fıtratına aykırı bu tür sportif aktivitelere sponsor olanlar, daha çok özel gereksinmli (engelli) bireyin spor yapması için sermayelerinden kaynak aktarımı yapsalar, daha güzel-hayırlı bir görev yapmış olmazlar mı! Bu gerçeği anladığımızda/gördüğümüzde, spor yolundaki sürecin/trafiğin sağlıklı işleyişine katkı sağlamış oluruz.
‘FAZLA ARKADAŞIM OLMADIĞI İÇİN
ZAMANIMIN ÇOĞUNU EVDE GEÇİRİYORDUM’
Sporun ‘performansının’ maddi kazanç ve şöhretin dışında, kişiye fazla bir şey kazandırmayacağından emin olabilirsiniz. Bir de ülke ekonomisine getirdiği katma ‘külfeti-gideri’ düşünün. Özel gereksinimli (engelli) bir bireyin spor yapması, engeli bulunmayan performans sporcusunun kazanımından daha fazlasını elde etmesini sağlayacaktır. Önemine dikkat çekeceğimiz en önemli gerçek, bedensel ve ruhsal sağlıklı bir birey olarak, hayatını kaliteli bir şekilde sürdürmesini sağlayacak. Hareket ve egzersizle başlayan, planlı ve programlı şekilde, kurallı bir şekilde devam ettirilen ve adına ‘spor’ denilen süreçte kendini bulmaya çalışacak. (Dikkat edin performans sporu demiyoruz) Böyle bir süreç, anlamlı hayat hikâyelerinin de yazılmasını sağlayacak. Örneklemek istiyoruz! Eyyübiye Belediyespor'un sol el ve ayağında engeli bulunan 15 yaşındaki kalecisi İbrahim Halil Türk, milli takımda forma giymeyi hedefliyor. Önceleri fazla arkadaşının olmadığı ve zamanının çoğunu evde geçirdiğine dikkat çekiyor. Anadolu Ajansı’nda yer alan haber, anlamak isteyenler için derslerle dolu; “Önceleri sol ayağımla topa vuramıyordum artık yavaş yavaş vurmaya başladım. Antrenmanlara başladığımda ilk başlarda sol elim engelli olduğu için kalecilik yapamama endişem ve korkum vardı, şimdi hepsini yapabiliyorum. Kendime inancım vardı, yapabilirim dedim ve artık yapıyorum."
‘EN İYİ EĞİTİM ARACI SPOR,
SAĞLIĞIN HARİCİNDE İNSANLIK ÖĞRETTİ’
Söylediklerimizin daha iyi anlaşılması, ilgili-yetkililerin sorumluluklarının bilincine vararak harekete geçmeleri adına bir başka örneği, Limitsiz Spor Dergisi’nin 2018 yılı Mart-Nisan sayısından alıntı yapmak istiyoruz. “Gökhan Kotan. 45 Şampiyonluk ve 92 madalya sahibi down sendromlu bir yüzücü. Yüzme sporuyla 9 yaşında tanışmış. Başta sudan çok korkmuş, havuza girmek istememiş ama hem ailesi hem de yüzme hocaları onu ikna etmeyi başarmış. İlk önce ayaklarını sokmuş suya daha sonra kendisini… O, havuzdan çıkmak istemeyen, yüzmede efsane olmak isteyen bir sporcu. Cevdet Kotan (Gökhan’ın Babası) ‘Gökhan’ı yüzmeye başlatmamızın temel amacı sağlıktı. Yüzme sağlık için sporlardan biri. Down sendromluların metabolizması ağır çalıştığı için kilo alma eğilimi yüksektir. Bunun yanı sıra sosyal hayatta kalması, arkadaş edinmesi çok önemliydi bizim için. Gökhan bugüne kadar 10 tane kreş 8 tane okul değiştirdi. Diğer çocukların velileri ona engelli gibi değil resmen bulaşıcı hastalıklı biri gibi bakıyordu. Türkiye down sendromunu bilmiyordu. Hâlâ bilmiyor. Spor apayrı bir özellik verdi bizlere Spor sağlığın ötesinde insanlık öğretti. Eğitimin veremeyeceği şeyi bizim çocuklara spor verdi. Kendi yaş grubundaki çocuklarla arkadaşlık etmeyi öğrendi. Spor bizim için en büyük velinimet oldu.’ ”







