Spor ve okullardaki ‘cinsiyetsizlik’ tuzağı!
Yazın gelmesiyle birlikte okullar tatile girdi. Şimdi çocuğunuz için ‘serbest zaman’ diye isimlendirilen sürecin değerlendirmesine geldi; Spor okulları. Eğer, eğitim ömür boyu sürmeli ‘gerçeği’ ile barışıksanız, çocuklarımızın ‘serbest’ zamanlarını değerlendirecekleri aktiviteler yönlendirmek kadar, bilgi sahibi olmamızda kaçınılmaz oluyor. Peki, çocuklarınızı kimlere teslim ettiğinizin farkında mısınız? Bunun için yapmanız gereken, spor adı altında verilen eğitimin, verildiği kurumsal kimliğe sahip müesseseler olup-olmadığı önem taşımaktadır. Nasıl ki araç kullanmak için ehliyet sahibi olmak gerekiyor ise çocuğunuzun eğitiminden sorumlu kişilerin işin ehli, yetmez verdiği dersin ‘resmi’ (belgeli) antrenörü olması gerekmekte. O da yetmez, sadakatli olmalı. Toplumumuzun milli ve manevi değerlerine olan sadakati! Çocuğunuzu sahip olduğu değerlerden uzaklaştıran, yanlış bir eğitim aldığında, bu yanlış onun spor adı altında atılan ilk adımın başlangıcı, aksiliklerin ise basamağı olabileceği hususunda zerre kadar endişeniz olmamalı.Günün tamamını sizden uzak, spor okulunda geçiren çocuğunuz için ‘ben görevimi yaptım’ deyip, sürece seyirci kalamazsınız. Bunun için yapmanız gereken çocuğunuzu geçmişten gelen köklü, kurumsal yapıya sahip bir spor okuluna gönderseniz de, eğitim programı ve hangi anlayış tarafından spor ‘eğitimine’ tabi tutulduğuna dikkat kesilmeniz önem taşımaktadır…
SPOR OKULLARI VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ
‘Oyun çocuğun dünyası’ tezinden hareketle, fiziksel ve ruhsal olarak da çocuk üzerinde önemli etkisi olacaktır. Yaşı da dikkate alındığında, bu derece etkileşimi kuvvetli bir ‘süreçten’ çocuğunuzun içinde bulunacağı ‘ruh’ haline dikkat kesilmemiz, spor okullarını önemsemek ve üzerinde durulmamız gerekmektedir. Bunun için yapmamız gereken spor okullarının ders müfredatından (yoga, dans gibi) çocuklarınızın teslim ettiğiniz kurumların fiziksel yapısı (karma kullanılan duş, tuvalet ve lavabo gibi), eğitmenlerinin giyim-kuşamı (açık-seçik kıyafet, vücutlarında dövme bulundurma) ve eğitmen ve öğrencilerin karma (kız-erkek karışık) olup olmadığı hususuna dikkat kesilmemiz. Tüm bunların da önemine dikkat kesilmediğimizde, bir de bakıyorsunuz, uygulamaların Kur’an ve Sünnet’te ruhsat verilmeyen şekliyle gerçekleşiyor, Müslümanlığımız sadece nüfus kimliğinde yazıldığı gibi kalabiliyor. ‘Onlar çocuk, ne olacaktır?’sorusunu, kendi kendimize ikna etmek için sormuş olduğu bir soruyla kalır, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olur. Sonra deriz ki, dini inancı gereği ‘Saçının telinin göstermekten hayâ duyan çocuk ve gençlerimiz, göbeğini gösterecek derecede açık-saçık sokaklarda neden dolaşmaya başladı?’ Herkesin kendisini ikna etme hakkı olabilir ama başkasını bu ‘tuzağa’ düşürmek gibi hakkı olamaz. Böyle bir durum söz konusu ise, içinde yer alınan rezalete dur denilmesi gerekiyor! Çünkü İslami değerleri hiç hükmünde gören karşı mahallenin kişi ve kurumları boş durmuyor. O nedenle çocuklarımızı göndereceğimiz spor okulları ve serbest zamanlarını değerlendirecekleri yer ve mekân, kurum ve kuruluşlara dikkat kesilmemiz, uygulamaların ‘ayrıntılarına’ dikkat kesilmemiz gerekmektedir. Devam edelim…
İLAHİYATÇILARIMIZ – BM -
HEFORSHE- TÜPRAŞ VE ÇALIŞTAYLAR
Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ‘rezaleti-tuzağının’ daha iyi anlaşılması için, ilahiyatçılarımızın bu hususla ilgili açıklamalarını gündem de tutmasını benimsiyoruz; ‘Erkek ve kadın olarak yarattığı insan gerçeğini inkâr etme ve onu tarihten silme ameliyesidir. Tarih, Kur’an-ı Kerime ve insan gerçeğine operasyon yapanların hazin hikâyeleriyle doludur. (İhsan Şenocak)’‘Terörden de tehlikeli cinsi sapıklıklara mutlaka dur denmelidir. (Şevki Yılmaz)’ ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, Allah’ın kadın ve erkek olarak yarattığı insanın biyolojik cinsiyetliliğin zıddıdır. (Ebubekir Yıldız)’ ‘İnsanoğlunun düşebileceği en adi, ahlaksız ilişkilerden birisi olan hatta en çukurdaki ilişki biçimi olan cinsel sapıklıkla karşı karşıyayız. (Nurettin Yıldız)’ Toplumumuzun milli değerini yok edecek düzeydeki bir hareket, gün geçtikçe yaygınlaşmaya devam ediyor, maalesef. Bunun sebebi, bu yozlaşmanın sponsorluk adı altında kurum ve kuruluşlarca desteklenmesi. Böyle bir süreçle ilgili sadece bir ‘çalıştay’ haberi bile, felaketi gözler önüne sermeye yetecektir; ‘Sporun toplumsal cinsiyet eşitliğinin önündeki engelleri ve ayrımcılığı ortadan kaldırarak kadınların ve kız çocuklarının güçlenmesinde önemli bir alan olduğuna inanan Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (BM Kadın Birimi - UN Women), 2018 yılından bu yana Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluşu Tüpraş’ın desteğiyle HeForShe hareketi çerçevesinde Fenerbahçe Spor Kulübü ile sporda ve spor yoluyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için iş birliği yapmaktadır. (https://www.heforshe.org/tr/sporda-toplumsal-cinsiyet-esitligi-calistayi-duzenlendi)







