Spor ekonomisi ve profesörün 6 ay süren MHK başkanlığı
Sporun yönetim ve organizasyonun geldiği son durumu, yazımızın başlığından anlayabilirsiniz. Sanmayalım ki, federasyon ve spor kulüplerini yönetenler, vatandaş daha çok hareket etsin, egzersiz yapıp sağlıklı ve zinde kalsın düşüncesine sahipler! Uygulamalar, söylediklerimizi doğrular nitelikte. Dört büyük dediğimiz takımlarımızın yabancı ülkede kamp yapmalarından (Avusturya, Slovenya, Almanya) kadrolarına yabancı oyuncu transferine kadar. Nerede kaldı bizim ‘Türkiye Yüzyılımız’ anlayışı! Kulüpler zaten ekonomik borç batağında! Savurganlığı önleme çabasında olalım. Gençlik ve Spor Bakanlığı, ülkemizde mevcut 16 bakanlıktan birisi. Araştırın bütçesini. Bakanlığın, çalışan personel sayısıyla birlikte, spor tesisleri, spor organizasyonları, özelikle sporcu ödülleri (giyim-yol-derece ayrılan para) ne kadar, bilmediğim için soruyorum! Spor ekonomisini konuşuyoruz ya. Türk vatandaşlığına geçirilerek Voleybol Milli Takımında yer alması sağlanan dövmeleriyle de dikkat çeken Kübalı oyuncu Melissa Teresa Vargas Abreu’nun maliyetini araştırın. Araştırın, FIVB Milletler Ligi için THY uçaklarıyla 24 bin km (dünyanın etrafını 2 kez dönmek imiş) yol kat etmelerinin maliyetini. Bir de, ülkemizin en ücra köyünde bile bayanları futbol oynatma icraatlarıyla bilinen Türkiye Futbol Federasyonumuz (TFF) var. Federasyonun gelir ve giderlerinin nereye harcandığı konusunda, gerektiği gibi kontrol mekanizması işliyor mu? Sayın Mehmet Büyükekşi yeniden başkan seçilip, yaptığı konuşmasında geçen ‘Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’un oyunculara ödediği maaşlar 25 ile 45 milyon avro arası’ifadesi, aslında konun hassasiyetini ortaya koymaya yetiyor. Aynı Federasyon, her sene olduğu gibi takımların transfer sapmalarını %30 olarak belirlenen rakamlar, 1 milyar 900 küsur milyonlarla ifade ediliyor. Bu ekonomik çöküşün tetiklenmesi anlamı taşıyor. Tüm bunları söylerken, her defasında kulüplerin etkisi altında kalıyorsa (Başkan seçiminde bile Kulüpler Birliği belirleyici oluyor) Federasyonun yönetimde taviz göstermesi normal, denetime tabii tutulmaması ise anormal olarak değerlendirilmelidir...
MHK, PROF. DR. LALE ORTA’YA DA KALMADI!
Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) önceki gün açıklama yaparak, Lale Orta’nın yerine Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına Ahmet İbanoğlu’nun getirildiğini duyurdu. Okan Üniversitesi’nde Profesör unvanıyla çalışmalarını sürdüren ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği çalışmalarıyla (Sporda Cinsiyet Eşitliği isimli makale ve sunumlarından anlıyoruz) ön plana çıkan Lale Orta’nın MHK başkanlığı 6 ay gibi kısa bir süreyle sınırlı tutulması, yerinde bir karardı. Neden derseniz, Lale Orta’nın akademik çalışmalarında toplumsal eşitlik gibi ‘sapkın’ anlayışa zaman-yer ayırmak yerine Türk Hakemliğine nasıl gelişir düşüncesine yoğunluk verirdi. (10 yılda 8 MHK Başkanın görev almasın, konun hassasiyetini ortaya koymaya yetiyor) Konuyu abartmadığımız yok! Söylediklerimizin ne anlama geldiğini, daha önce bu satırlarda paylaşma gereği duymuştuk. Hatırlayalım; “Lale Orta’yı ‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ anlayışı altında yaptığı ‘hummalı’ akademik çalışmalarından da tanıyoruz. Yeni MHK Başkanı Lale Orta’ya ait ‘Spor Medyasında Kadının Cinsiyetçilik Bağlamında İncelenmesi’ isimli makalede, İhsan Şenocak ve şahsımla (Ahmet Gülümseyen) ile ilgili yazıları kastederek, şu ifadelere yer vermiş; “Örneklerde olduğu gibi, kadınlara güreş sporunun yakışmadığı veya kadınlar futboldan anlamaz söylemleri, bu tip kalıp yargılar sonucu doğmaktadır. ‘Sen oyun alanlarının değil...’ cümlesinde de yine kadınların kalıp yargıların dışına çıkması engellenmeye çalışılmakta ve toplumsal cinsiyet anlayışına göre “Kadının yeri evidir’ rolü kadınların üstüne yapıştırılmaya çalışılmaktadır… Cinsiyetçilik ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili akademik çalışmaların sayısının arttırılması gereklidir”. Tüm bu bilgiler ışığında, Sayın Lale Orta’nın MHK Başkanı olmasıyla birlikte hangi anlayışın temsilcisi olacağını, çalışmalarında nelerin yer alacağını kestirmek güç olmasa gerek…”
Bakın siz bu satırları okurken, isminin önünde ‘Prof’ yazan Bengi Başar isimli, CHP Rozetini Kılıçdaroğlu’nun taktığı ‘sapkının’, bayan voleybol içerikli karikatür üzerinden sosyal medya üzerinden İslam düşmanlığı yaptığını görüyoruz. Müslümanlara hakaret niteliğinde o paylaşımda, ‘Kadın isterse, yapar ve bu ülkenin Cumhuriyet kadını bu ülkenin başını her daim dik tutar! Yobaza inat!..’ ifadeler yer alıyor. Bu ve buna benzer yobaz-bağnaz anlayışın insanlığa yararının olmayacağı her halinden belli oluyor. Hal böyleyken, önce toplumun içerisinde yer alan bu ‘çürükleri’ ayırt ederek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekesiyle bu ve benzeri tiplere devletin ilgili kurumları tarafından gerekli müeyyideler uygulanmalıdır…







