--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Konumuz futbol, dersimiz UEFA...

Ahmet Gülümseyen
Ahmet Gülümseyen
Türk futbolunda dur durak yok. Futbolumuzun güzide iki ekibi Beşiktaş ile F.Bahçe, 2010-11 sezonunda içinde yer aldığı ‘şike’ bataklığından aklanmak için savunma üstüne savunma veriyor.
Her iki ekip önce UEFA Disiplin Kurulu’na süreçle ilgili görüşlerini belirtti. Çıkan sonuçlardan memnun kalmayarak UEFA’nın bir diğer ayağı Tahkim Kurulu’nun karşısına çıktı. Şimdi buradan çıkacak sonucu bekliyor. Gerek görüldüğü takdirde sırada CAS, yani Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi var.
Sorgulamalar oldukça terletti. Kolay değil, tam yedi saat, olmadı beş saat. Sonuç olarak her şey aklanmak için. O da olmadı, Avrupa’dan men cezasını (F.Bahçe için 2+1, Beşiktaş için 1 yıl) ve şahısların cezalarının indirilmesi için yoğun mesai harcandı.
Daha önceden de yazdık; UEFA’nın takımlarımız için işletmiş olduğu sürecin bu kadar uzun sürmesinin bir manası olabilir mi? Bana sorarsanız, onlar da kararlarında bocaladılar. Madem bu takımlara ceza verilecekti, bu kadar niçin uzatıldı?.. Madem ceza bugüne kalacaktı, her iki takı da geçen yıl Avrupa’dan neden men edildi. Açık ve net olarak sesli düşünüyor ve bir defa daha tekrarlıyorum: Uzadıkça karmaşık bir yapıya dönüşen bir dava...
Sahi, şike sadece ülkemizde değil ki, Yunanistan, İtalya gibi dünyanın çoğu ülkesinde var. Ama bizim gibi karmaşık mı onu bilemem! Burada nasıl yapıldı / yapılmadı manasında değil, kendi ülkelerindeki federasyonlarıyla olan ilişkilerindeki çarpıklığa vurgu yapmak istiyorum.
Ne gariptir ki, Futbol Federasyonu’muz (TFF), gelişmeleri sadece izlemekle yetiniyor. TFF Yönetimi, sanık sandalyesindeki isimlerle bir araya gelip, ‘Biz bu bataktan nasıl çıkarız veya bu sazlığı nasıl kuruturuz’ diye karar alamadılar....
•
Sadece bu mu, çarpık ve anlaşılmaz olan. G.Saray Kulübü yabancı futbolcu konusunda ayakta. 6+0+4’te geri adım atmayan TFF yönetimini istifaya davet ediyor. Trabzonspor ise gelişmeleri can kulağı ile takip ediyor. Onun da bir hayali var: Gelişmeler neticesinde 2010-11 sezonu Şampiyonluk Kupası’nı müzesine götürmek
Tabii, söz Trabzonspor’dan açılmışken; biz kupayı dillendirdikçe, her ne hikmetse alıyor bir kısım Bordo-Mavili takım taraftarlarını öfke... Vay Trabzonspor’a karşı neden kin tutuyorsunuz. Vay efendim, takım kimliğinizi açıklayınız!
 Tüm bu eleştiri ve tek taraflı öfke, inanın sağduyulu bir kişinin yapacağı tepki değil. O takım kimliğini fanatizme çeviren şahıslara seslenmek istiyorum; Yirmi yıldır yazmaya çalışırız, siz ne kadar takımınıza sadıksanız, bizler ise o derece tarafsız yazmaya özen gösteririz.
 Şunu da belirtmekte yarar görüyorum, spor hayatımızın bir parçası bir şeyler yazmanın dışında, normal iş hayatımızda sporla haşır neşiriz. Hal böyle olunca da, spordaki fanatizme savaş aştığımız bir dönemde, mutlaka bir takım tutmamız gerekmiyor. Belki sempati duyduğumuz renkler olabilir ama bu asla ve asla sevgiden ileri giderek yazılarımıza yansımaz. Özünü koruma adına, spor bizim için bir amaç değil bir araç, bilinmesini isteriz. 
•
Şimdi dönelim asıl mevzuya. Evet, UEFA Tahkim Kurulu kararı bir hafta içinde açıklanır. O da olmadı, dediğimiz gibi sırada CAS var. Sonuçta değişen ne olacak, cezalarda indirim. Ama şu da var, bizim kendi kendimize verdiğimiz cezayı hiç kimse vermemiştir.
3 Temmuz süreciyle birlikte, takım veya şahıs hakkındaki olayların üzerine titizlikle gidilseydi, ne İsviçre’yi su yoluna çevirir, ne de bugün o sanık sandalyesinde bulunmak gibi makûs bir tarihe imza atmazdık.
Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Tolga Deniz Aytöre, ‘Karşımıza Disiplin Kurulu kararı çıktı, orada farklı sonuçlar vardı.  Şimdi yeni bir disiplin müfettişi raporu geldi, burada daha farklı argümanlar ve daha farklı maçlar var.” diyor.
Söylenenlerden anlaşılıyor ki, dava uzadıkça, UEFA’nın da içinden çıkmakta zorlandığı karmaşık bir sürece dönüşüyor. Bundan en çok etkilenen de Türk futbolu.. Bu hususlara 1990 yılından bu yana  UEFA tecrübesi yaşayan Şenes Erzik veya CAS’taki ilk Türk hakimi olan Kısmet Erkiner’in  görüşleri olacak/olmalıdır elbette.
Ne diyelim; bize sürecin hızına yetişmeye çalışmak kadar, iyi temennilerimizi dillendirmek düşer.. Dileriz, tüm yaşananlardan sadece muhatap isimler değil tüm spor camiası ders çıkmış olsun.

Ahmet Gülümseyen Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle