Futbolun unutulduğu hafta!
Süper Lig’de son altı haftaya girildi. Kimin ‘henüz’ şampiyon olacağı belli olmazken, yaşananlara bakıldığında belirsizlik ‘son haftaya kadar’ da taşınacağa benziyor.
Süper ‘heyecanın’ 28. haftasında önce Galatasaray sahne aldı… Rakibi ligde zor anlar yaşayan ve misafir takım görünümünde olan Mersin İdmanyurdu. Hal böyle olunca da maçın favorisi Aslan’dı.Karşılaşmanın hakemi Süleyman Abay’ın başlama ‘düdüğü’ ile birlikte, maçın her dakikası bizlere bir gerçeği hatırlattı; hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor. Şampiyonlar Liginde oynanacak Real Madrid maçından mı olacak, takım üzerinde bir ‘baskı’ unsuru vardı. Nitekim de Mersin maçı bunun net ‘fotoğrafını’ çıkardı karşımıza. Skor olarak geriye düşülen mücadelede, üst üste kaçan goller, sahadaki ‘maç’ atmosferini de değiştirdi. Gökhan ve Sneijder beklenenin gerisinde kalırken, maçın ikinci yarısında Emre Çolak-Amrabat değişikliği, Drogba’nın gerçek kimliğine bürünmesi Türk Telekom Arana’da Aslan şovun başlamasına neden oldu! Hal böyle olunca da saha içi ve yedek kulübesi de hareketlendi…
Fatih Terim ile maçın hakemi arasındaki, el-kol hareketlerine söz düellosu da eklenince, sadece Terim değil onun ‘yardımcısının da yardımcısı’ tribünü gönderildi. Ne gariptir ki maçın son çeyreğinde koca Galatasaray’ı saha kenarında yönetecek ‘masörden’ başka kimse kalmamıştı. Halbuki maçın iki gün sonrasında Real Madrid karşılaşması vardı ama bu kimsenin umurunda değildi, sanki (!). Neticesini bu akşamki maçta hep birlikte göreceğiz...
Diğer sonuç; Fatih Terim ve yardımcıları (aynı olayı ikinci kez tekrarladıkları için), sezonu kapatmaya kadar götürecek cezaya ‘tabii’ olmaları.
Kafalarda şimdi şu soru var; bu takımı kim yönetecek? Evet, evet Süper Lig ‘Lideri’nin hocaları, cezalı oldukları için takımın saha kenarı gücü kalmadı. Bu da yetmiyormuş gibi, maç oynanırken ‘tribünden’ sahaya giren şovmen (ben ona taraftar diyemiyorum), koca Galatasaray’ı belki de saha kapatmaya kadar götürecek, bu da yetmezmiş gibi maç sonu ‘koridorda’ düzenlenen ve adına ‘basın toplantısı’ denen açıklama(!). Bilmiyorum, başka aktarılması gereken bilgi kaldı mı? Kaldı ise Real Madrid sonrasına bırakalım…
¥
Fenerbahçe, ‘şartlar’ ne olursa olsun kazanıyor. Zorlu Ordu deplasmanı ve anlamlı bir galibiyet. Goller ‘genç’ Salih’ten. Avrupa ve Lig arenasında ‘kazançlı’ çıkmak kolay olmuyor. Her iki kulvardaki mücadelede ön plana çıkan ‘kadro’ yapıları oluyor. Eğer siz ‘sahada’ mücadele eden kadar ‘yanınızda’ oturttuğunuz oyuncunuz ‘kaliteli’ ise, sahadaki performansınızda ona bağlı bir ‘grafik’ çiziyorsunuz demek. Musa Sow’un yerine Caner, Cristian’nın yerine geç Salih’in görev alması, takımın sahadaki futboluna da olumlu yansıdı.
Sezonun ikinci yarısına, kendisinden bekleneni sahada yansıtamayan kaleci Volkan, kurtarışlarıyla Ordu maçında yıldızlaşan isim oldu.
Düşünebilir musunuz adı geçen ekip, Galatasaray’dan sonra şampiyonluğa oynayan ikinci büyük takım, yani Fenerbahçe. Onun da ‘nasıl’ maç kazandığı ortada. Bu demek oluyor ki ligde kimin hangi maçtan nasıl sonuçla ayrılacağını kestirmek güç. Karşılaşmaların kendine ait bir ‘tezi’, açıklaması ise zor da olsa birkaç ‘yıldızla’ elde edilen galibiyetler…
¥
Süper Lig’e çıktığından bu yana en kötü sezonunu geçiriyor Trabzonspor. Şenol Güneş gönderildi, yerine Tolunay Kafkas geldi, yine değişen bir şey yok. Olması da mümkün değil. Ara transfer dönemini hatırlayın. Transferin bitimine iki gün kala, Kafkas göreve getirildi. Yeni hocanız da haklı olarak açıklıyor; Kimse bizden kısa sürede büyük beklentiler içine girmesin. Yani, gelinen nokta garipsenmesin. Her teknik ekip gibi o da kendi ‘kadrosu’ ile çalışmak istemesinin haklılık payı var. Peki bu beklentiye cevap verebilecek yönetim şekli var mı? Sanırım ona da hayır(!) Bordo-mavili takımda tüm başarısızlıklara rağmen değişmeyen bir şey var; Başkan ve yönetimi. Akhisar maçı da bu gerçeği ‘net’ bir şekilde gözler önüne sermiş oldu. Küçük bir örneği mi? Köşe yazarlarından Serdar Bali haklı olarak dillendirmiş; Trabzonspor tarafından beğenilmeyip gönderilen Çağdaş ve Emrah Akhisar’da oynuyor, büyük para verilerek alınan Celustka ve Cech de Trabzonspor’da... Var mı farkları? Yok.
O zaman Trabzonspor’un niye bu kadar borçlu olduğu, niye bu puanda ve kötü oynadığı, niye taraftarını üzdüğünü uzaklarda aramaya gerek yok sanırım(!). Öyle değil mi Sadri Başkan…







