Bakış açısı ve kupa..
Haftada üç gün siz değerli okuyucularımızla bu köşede birlikte olup, herkesin ilgi odağı olan futbolun nabzını tutmaya çalışıyoruz.
Ülke gündemi her ne kadar futbol ile yatıp kalksa da zaman zaman diğer branşların da takipçisi olmaya çalışacağız.
Peki, neler yapmanın hesapları içerisindeyiz?..
Spora kartopu benzetmesi yapalım.
O, sıradan, dahası bir avuca ancak sığabilen kartopunu, Uludağ gibi yüksek bir zirveden aşağıya bıraktığınızda ne olur sizce! Yuvarlana yuvarlana, katettiği mesafeden sonra adeta Bursa’ya çığ olur düşer. Kartopu, o an aklıma gelen örnek. Aynı örnekleri sporda da çoğaltabiliriz.
Günümüzde sporu siz sadece hareket, egzersiz veya sosyal amaçlı yapılan aktivite olarak düşünebilir misiniz?.. Spor, artık milyonların ilgisini çeken önemli bir sektör. Siz bu sektörü, yeri geldiğinde bir endüstri aracı, yeri geldiğinde pazarlama, yeri geldiğinde ekonomi, gelir kaynağı veya iyi bir propaganda aracı olarak kullanabilirsiniz.
İşte bu düşüncelerle, araştırma, tespit ve görüşlerimizi bu köşemize taşıyacağız inşallah...
Kupa maçlarını fırsata çevirmek
Ülkemizde haftada üç maç oynamak, takımlarımıza göre külfet olarak görülmekte.Ama hiç de öyle olmaması gerektiğini her defasında dillendirme gereği duyduk.
İşte Fenerbahçe...
Çoğumuzun, ligin dışında az şans verdiği Kanarya, bugün farklı üç kulvarda yoluna devam ediyor. Bunun en önemli nedenlerinden birisi de ara transfer döneminde, takımın ihtiyacı olan Pierre Webo (İstanbul Büyükşehir Belediyesi), Reto Ziegler (Juventus), Emre Belözoğlu’nun (Atletico Madrid) transfer edilmesi. Sonradan takıma dahil edilen isimlerin oyuna katkısı malûm!..
Peki, kupa maçları Kanarya’ya ne kazandırdı; Tamamen tecrübe. Öyle ki, Eskişehir maçında Mehmet Topal dışında, lig maçında forma giyen oyuncular yoktu. Pozisyon olarak ne vardı, 3’ü direkten dönenen sayısız gol pozisyonu. Bir teknik adam için bu ne anlama geliyor; Hangi oyuncum hazır veya değil. Bir futbolcu için ise sahada şans bulmanın önemi. Bir başka önem derecesi; Eldeki kadroyu tanıma, pişirme ve sahaya sürme süreci.
Şimdi ne bekliyor Kanarya’yı; Süper Lig, Türkiye Kupası ile Avrupa olmak üzere toplam 10 zorlu müsabaka. Teknik Direktör Aykut Kocaman, son kupa maçında test ettiği isimleri görerek, eldeki malzeme ile kalan maçlara daha güvenle bakabilecek.
Kupa maçlarında, Trabzon da üzerine düşen payı almıştır sanırım. Bordo-Mavili takımın bugünlere gelmesini, bir sporsever olarak hiç mi hiç garipsemiyorum!..
Sanki bu kadar oyuncu zorla bir arada tutulup, sahaya sürülüyormuş gibi bir anlayış hakim takım üzerinde.
Kupanın yarı final ayağında, Sivas’a atılan son dakika golü, Bordo-Mavili takıma kupayı kazanmış kadar etki yaşattı. Halbuki, maç 2-1 Trabzonspor aleyhine tamamlanmadı mı? Karşılaşmanın skoruna ve ortaya konan futbola baktığımızda, Sapara’nın uzatma dakikalarında gelen golünün dışında, diğer maçlarda olduğu gibi elle tutulup gözle görülür hiçbir özellik taşımıyordu. Ligin en çok gol yiyen takımları arasında yer alabilmek için sanki rakipleri ile yarışan Bordo-Mavili takımda, Sivas’ta oynanan kupa maçında Chahechouhe’ni göstere göstere beş Trabzonsporlu arasından topu ağlara göndermesinde, kalesinde devleşen ‘Tolga olmasa Trabzonspor’un hali nice olur?’ düşüncesine kapılmadan edemedik.
Bu saatten sonra olması gereken, ligde zor anlar yaşasa da, bir alt lige düşme anlayışını ortadan kaldıran Bordo-Mavili ekipte, kalan maçları kazasız, klâsik ifade ile en az kayıpla kapatmak. Türkiye Kupası’nı kazanmak ise, böyle bir takım için gelinebilecek, bu sezonun en mükemmel sonucu olur.
Peki, suçlu ayağa kalk denildiğinde neler olur?
Trabzonspor açısından tüm bu yaşananların birinci derecede sorumluları, ‘Bir takım ancak bu kadar kötü yönetilebilir’ yakıştırmasına sakın alınganlık göstermesinler.
Sayın Sadri Şener ve yönetiminin yapması gereken, ilk seçimde söz alıp nerede hata yaptıklarını açıklaması ile birlikte, helallik isteyip, arkasına bakmadan kulübe veda etmeleri.
Peki, Şener’in yerine kim gelecek, o da var! Her defasında ‘Trabzonluyum’ diyenler, seçim döneminde (örnekleri var) ortadan kayboluverirler. Ne diyelim; Trabzonspor’a bu günleri yaşatanları, Karadeniz vicdanına havale edelim.







